Bellek

Yayın Tarihi: 12/07/26 07:30
okuma süresi: 4 dak.

Türk Dil Kurumuna göre bellek kelimesinin anlamı şöyle:

Yaşananları, öğrenilen konuları, bunların geçmişle ilişkisini bilinçli olarak zihinde saklama gücü.

Dağarcık, akıl, hafıza, zihin olarak da kullanılan önemli bir kavram.

Yaşlandıkça yıllar önce geçen yaşanmışlıklarımızı hatırlayıp bir gün, hatta birkaç saat önce yaşadığımız olayları hatırlayamamak birçoklarımız korkulu rüyasıdır. Acaba demans hastalıklarından biri olan alzheimer’den mi muztarip oluyorum? diye insanı paniğe sokan bir durum.

Her zaman merak etmişimdir. Neden bazı insanlar geçmişi hatırlamakta zorlanırken bazıları da dün yaşamış gibi çok uzun yıllar önce yaşadıklarını hiç zorlanmadan hatırlayabiliyorlar? Tabii bunun bazı açıklamalarını tahmin etmek zor değil. Geçmiş travmatik olayların bazı yaşanılan şeyleri bilinç altına iterek hatırlanmalarını güçleşitirmesi, veya imkansızlaştırması bir neden olabilir.

Kişisel bellek yanısıra bir de toplumsal bellek vardır. Bu konsepti geliştiren Fransız filozof, sosyolog Maurice Halbwachs (1877 – 1945) toplumsal bellek anlamını şu şekilde açıklar:

“Toplumsal bellek, mensup olduğumuz grubun hayatında yer alan bir olayı hatırladığımızda ve birbirimize hatırlattığımızda benzer şeyleri düşünmemiz bu grup bağlamında bir ortak belleğe sahip olduğumuz anlamına gelir”.

Halbwachs’a göre kişinin geçmişini anlaması toplumsal bellek ile direkt olarak ilişkilidir, çünkü her fert bağlı bulunduğu grup belleğine değişik perspektif veya hafıza ile katkı sağlayabilir.

“Toplum” kelimeciğinden bahsetmişken bunun da bir tanımını yapmak gerekir. “Toplumsal Bilinç” başlıklı geçmiş yazımdan bir kesit:

“Toplum sözcüğünün Vikipedi tanımı şöyle: Toplum, insanı etkileyen gerçek ilişkiler bütünüdür. Belli bir toprak üzerinde yaşamak, ortak bir politik iradeye bağlı olmak ve kültürün ortaklığının olması ile karakteristiktir. Sosyologlar halen toplum sözcüğünü kesin olarak tanımlamış değil. Bu sözün 100den fazla tanımlamasına rastlamak mümkündür. Gerçek olan gelişmiş teknoloji ile toplumu coğrafik bir alanla sınırlamak artık mümkün değildir. Değişik akademik alanlarda toplum değişik şekilde açıklanır. Örneğin Sosyologlar, psikologlar, antroploglar için toplum değişik anlamlar ifade eder.”

Bana göre ortak bir kimlik, ortak paydalar ve değerler çerçevesinde birleşmek toplum olmanın önemli, ek karakteristiklerindendir.

Değişik grupların kollektif belleği tabii ki değişik olacaktır. Değişik grup mensuplarının aynı olay üzerindeki deneyimi zaman farklı olur.

20 Temmuz’un yaklaştığı günlerde bu tarih çok iyi bir örnektir. Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların bu gün için aynı kollektif belleği taşıdığını iddia etmek saçma olur.

Kıbrıs gibi çatışmalar, acılar yaşanan bir ülkede, aynı kollektif belleği benimsemeyen değişik toplumlar arasında barış nasıl sağlanabilir? Çözümü geçtim… Çözüm çok kısa zamanda sağlanabilir. Nitekim o yolda, büyük güçlerin çıkarları çerçevesinde önemli adımlar atılmakta.  

Dönüp dolaşıp geçen haftaki yazımın konusuna geldim. Birleşmiş Milletler Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Holguin’in “Zor bir geçmişin esiri olmayın” sözlerini kullanmıştım yazım için.

Haklı bazı eleştiriler aldım yazım için. “Söz söylemek kolay, pratikte bu sözler nasıl uygulanacak” gibi. Katılıyorum. O yüzden diyorum ki iki toplum arasında barış olmadan çözüm olamaz. Olursa kısa vadeli olur. O yüzden çözüm çabaları yerine barış çabalarını hızlandırmak gerekir.    

Geçen haftaki yazıma tezat oldu ama çelişkilerle dolu bir adanın köşe yazarı da böyle çelişkili olur…Uzaklarda yaşasa da.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Ertanç HİDAYETTİN yazıları