BİRAZ AYDINLIK

Mert MAPOLAR, C.Ht.
mertmapolar@gmail.com
Mert MAPOLAR, C.Ht.

SON 37 GÜN ANALİZİ: KKTC'de şaibeler büyürken, muhalefetin somut çözüm takvimi nerede?

Yayın Tarihi: 30/10/26 08:10
okuma süresi: 14 dak.

MERT MAPOLAR’IN KÖŞE YAZISINI SESLİ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

 

KKTC’deki sahte diploma skandalları… Yasa dışı yumurta ticareti ve yumurta donörlüğüne ilişkin usulsüzlük iddiaları… Sağlık turizmi kapsamında faaliyet gösteren kliniklerin olası siyasi bağlantıları… Giderek artan kamu borçları… Türkiye’deki fon soruşturmalarının KKTC’ye uzanan mali bağlantılarına ilişkin iddialar… Bütün bu sorunlar, şaibeler ve usulsüzlük iddiaları her geçen gün daha fazla gündeme geliyor. Üstelik giderek çeşitleniyor ve ülkenin farklı alanlarına yayılıyor. Peki, bütün bu dosyalardaki olası siyasi ilişkiler ve sorumluluklar nasıl araştırılacak? Bu gelişmelerin arkasında siyasi himaye veya çıkar ilişkileri bulunup bulunmadığı nasıl ortaya çıkarılacak? Daha da önemlisi, muhalefet bütün bu ciddi sorunlara hangi kadrolarla, hangi somut programlarla, hangi öncelik sırasına göre ve nasıl bir takvimle çözüm üretecek?

KKTC, seçimlere doğru ilerlerken yalnızca bir hükümet değişikliği tartışmasının değil, devlet kurumlarının güvenilirliğini, denetim mekanizmalarını ve toplumun geleceğini ilgilendiren ciddi sorunların da tam ortasında bulunuyor. Sahte diploma soruşturmalarında siyasi çevrelere uzanan iddialar… Türkiye’deki yasa dışı yumurta ticareti soruşturmasında KKTC’deki kliniklerin gündeme gelmesi… Sağlık turizmi kapsamında yürütülen bazı faaliyetlere ilişkin şaibeler… Uyuşturucu suçları ve bunların toplumsal etkileri… Giderek ağırlaşan kamu borçları… Türkiye’deki mali soruşturmaların KKTC bağlantılarına ilişkin haberler… Bütün bunlar, birbirinden farklı dosyalar olsa da, ortak ve son derece önemli soruları gündeme getiriyor. Peki, bütün bu gelişmeler karşısında iktidara talip olan muhalefet partileri nerede duruyor? Bu sorunların çözümüne yönelik hangi somut planları, hangi uzman kadroları ve nasıl bir uygulama takvimleri bulunuyor? KKTC’de bütün bu gelişmeler yaşanırken siyasi sorumluluk, kurumsal denetim ve hesap verebilirlik mekanizmaları neden yeterince güven veremiyor? Daha da önemlisi, bu işlemlerin arkasında siyasi himaye, çıkar ilişkileri veya nüfuz kullanımı bulunup bulunmadığı nasıl ortaya çıkarılacak? Muhalefet, bu olası bağlantıların araştırılması için hangi bağımsız kurumları, hangi hukuki yetkilerle ve hangi takvimle harekete geçirmeyi planlıyor? Elbette bir siyasetçinin adının iddialarda geçmesi, suçluluğunun kanıtı değildir. Ancak siyasi makam sahibi olmak da kamuoyuna açıklama yapma, şeffaf davranma ve bağımsız incelemeye açık olma sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Asıl mesele, iddiaları peşinen hükme bağlamak değil… Gerçekleri bütün yönleriyle ortaya çıkarmak, olası siyasi bağlantıları araştırmak, kurumsal ihmalleri belirlemek ve hukukun üstünlüğü çerçevesinde hesap verebilirliği sağlamaktır. Muhalefetin de bütün bunların nasıl gerçekleştirileceğini, somut programları ve uygulanabilir takvimleriyle birlikte kamuoyuna açıklaması gerekiyor.

Sahte diploma dosyası artık yalnızca yükseköğretimin değil, devlet yönetimine duyulan güvenin de meselesidir. Üniversiteler üzerinden gündeme gelen sahte diploma iddiaları, siyasi görevler üstlenmiş kişilerin adlarının yargı süreçlerinde yer alması ve bazı işlemlerde siyasi nüfuz kullanılıp kullanılmadığına ilişkin tartışmalar, sorunun kurumsal boyutunu da ortaya koyuyor. Peki, muhalefet bu dosyalarda yalnızca yargı süreçlerinin sonuçlanmasını mı bekleyecek? Sahte diploma iddialarının siyasi bağlantıları kimler tarafından, hangi yetkilerle araştırılacak? Geçmiş yıllarda verilen tartışmalı diplomalar bağımsız biçimde incelenecek mi? Üniversitelerle siyasi makamlar arasındaki olası çıkar ilişkileri nasıl ortaya çıkarılacak? Daha da önemlisi, iktidara gelinmesi hâlinde ilk 100 günde hangi denetim mekanizmaları kurulacak, hangi yasal düzenlemeler Meclis’e getirilecek? Hesap sorulacak demek kolaydır; önemli olan hesabın kimden, hangi kurum tarafından, hangi hukuki yetkiyle ve ne zaman sorulacağını açıklamaktır.

Yasa dışı yumurta ticareti ve tüp bebek merkezleriyle ilgili ortaya atılan olumsuz gelişmeler ise KKTC’nin uluslararası güvenilirliğini ve insan sağlığını ilgilendiren çok daha geniş bir sorumluluk alanını da gündeme getirmektedir. Türkiye’de yürütülen soruşturmalarda, kadınların KKTC'nin dâhil olduğu bazı kliniklere yönlendirildiğine ilişkin iddialar, sağlık turizmi adı altında gerçekleştirilen işlemlerin denetimini de tartışmaya açmıştır. Ayrıca bazı tüp bebek merkezlerindeki donör uygulamalarına ilişkin şikâyetler de kamuoyuna yansımıştır. Bu dosyaların aynı organizasyonla bağlantılı olduğu ve arkasında belirli siyasetçilerin de bulunduğu iddiaları ortada dolaşmaktadır. Hal böyle olurken de ülkedeki siyasi ve idari sorumluluğa ilişkin sorular da her geçen gün daha fazla artmaktadır. Peki bu kliniklerin ruhsatlarını kim verdi? Denetimleri kim yaptı? Uluslararası hasta ve donör hareketleri hangi kurumlar tarafından izlendi? Türkiye’den KKTC’ye uzandığı iddia edilen organizasyonlarda siyasi nüfuz kullanıldı mı? Kliniklerle siyasi makamlar arasında araştırılması gereken ticari veya çıkar ilişkileri var mı? Muhalefet partileri neden bu konulara ilişkin kapsamlı, takvimi belirlenmiş bir denetim reformunu kamuoyuyla paylaşmıyor? İktidara geldiklerinde ilk 30 günde hangi incelemeler başlatılacak, ilk 90 günde hangi mevzuat değişiklikleri hazırlanacak, altı ay içinde bunlara yönelik bağımsız bir sağlık denetim sistemi kurulacak mı? İnsan sağlığını, hasta haklarını ve ülkenin uluslararası itibarını ilgilendiren böylesine ciddi konularda, yalnızca açıklama yapmak yeterli olabilir mi?

Uyuşturucu meselesindeki tartışmalar da yalnızca operasyonlar ve tutuklamalarla sınırlı kalmamalıdır. Uyuşturucu suçlarına ilişkin haberler toplumda endişe yaratırken, gerçek artışın boyutunu anlayabilmek için suç türlerine göre karşılaştırmalı ve düzenli istatistiklerin daha detaylı açıklanması gerekiyor. Ancak asıl sorun, yalnızca uyuşturucunun ele geçirilmesi değil, ülkeye girişinin, dağıtımının, finansmanının ve gençler üzerindeki etkilerinin bütüncül biçimde ele alınmasıdır. Uyuşturucu organizasyonlarının ekonomik ve varsa siyasi bağlantıları nasıl araştırılacak? Sınır güvenliği, mali takip ve organize suçlarla mücadele hangi yöntemlerle güçlendirilecek? Gençleri korumak için eğitim, psikolojik destek, tedavi ve rehabilitasyon alanlarında hangi somut programlar uygulanacak? Muhalefetin ilk altı ay için hazırladığı, bütçesi ve uzman kadroları belirlenmiş bir uyuşturucuyla mücadele planı var mı? Uyuşturucuyla mücadele yalnızca bir güvenlik meselesi değil; ailelerin geleceğini, gençlerin sağlığını ve toplumun huzurunu doğrudan ilgilendiren ciddi bir toplumsal sorundur. Bu nedenle çözümün de polisiye tedbirlerin ötesine geçmesi gerekiyor.

Kamu maliyesindeki borçlanma ve bütçe açıkları ise seçim vaatlerinin ekonomik gerçeklerle sınanmasını zorunlu kılıyor. Kamu borçlarındaki artış, faiz yükü, bütçe açıkları ve kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin tartışmalar, gelecek hükümetin hareket alanını doğrudan etkileyecek niteliktedir. Peki, muhalefet iktidara geldiğinde, bu mali yapıyı nasıl yönetecek? Borçlanmayı hangi programla kontrol altına alacak? Kamu harcamalarında hangi düzenlemeler yapılacak? Kayıt dışı ekonomiyle nasıl mücadele edilecek? Verimsiz kamu harcamaları, siyasi tercihlerle yapılan istihdamlar ve zarar eden kamu kurumları konusunda hangi kararlar alınacak? İlk 100 günde, kamu maliyesinin gerçek durumunu ortaya koyacak kapsamlı bir rapor yayımlanacak mı? Altı ay içinde borçlanma stratejisi, bir yıl içinde kamu harcamaları reformu hazırlanacak mı? Bütün bunları hangi ekonomi kadroları yönetecek? Bir yandan borçlanmanın sürdürülemez olduğunu söyleyip, diğer yandan kaynakları açıklanmamış seçim vaatleri sunmak, ekonomik sorunlara çözüm getirebilir mi? Çünkü bugünün mali kararları yalnızca bugünün bütçesini değil, gelecek kuşakların eğitim, sağlık ve yaşam imkânlarını da belirleyecektir.

Türkiye’deki fon soruşturmalarının KKTC bağlantılarına ilişkin iddialar da mali şeffaflık ve siyasi sorumluluk bakımından açıklığa kavuşturulmalıdır. Türkiye’de bazı yatırım fonları, şirketler ve şüpheli mali işlemler hakkında yürütülen soruşturmaların KKTC’deki şirket bağlantılarına uzandığına ilişkin haberler, iki ülke arasındaki mali ilişkilerin denetimini de yeniden gündeme getiriyor. Bunlarla bağlantılı KKTC’deki şirketlerin gerçek faydalanıcıları, para hareketleri ve kamu kurumlarıyla ilişkileri nasıl denetlenecek? Bu işlemlerde siyasi nüfuz veya çıkar ilişkisi bulunup bulunmadığı araştırılacak mı? Türkiye’deki soruşturma makamlarıyla hangi hukuki iş birliği mekanizmaları işletilecek? Muhalefet mali denetim kurumlarını güçlendirmek, şüpheli para hareketlerini izlemek ve siyasi görev sahiplerinin çıkar çatışmalarını önlemek için hangi somut düzenlemeleri hazırlıyor? Küçük bir ekonomide, mali şeffaflığın zayıflaması, yalnızca kamu gelirlerini değil, bankacılık ilişkilerini, yatırım güvenini ve ülkenin uluslararası itibarını da riske atacaktır.

Bütün bu dosyalar, KKTC’nin yalnızca adli soruşturmalarla değil, aynı zamanda kurumsal kapasite, siyasi sorumluluk ve yönetim anlayışıyla da ilgili sorunlarla karşı karşıya bulunduğunu gösteriyor. Muhalefet partilerinin çeşitli konularda açıklamalar, eleştiriler ve soruşturma çağrıları yaptığı biliniyor. Ancak vatandaş açısından asıl önemli olan, bu açıklamaların uygulanabilir programlara dönüşüp dönüşmeyeceğidir. Ana muhalefet ve diğer muhalefet partileri iktidara geldikleri ilk 30 günde, ilk 100 günde, altı ayda ve bir yılda hangi somut sonuçları ortaya koyacak? Hangi alanlarda uzman kadroları hazır? Hangi kurumlar yeniden yapılandırılacak? Hangi yasalar değiştirilecek? Reformların maliyeti nereden karşılanacak? Daha önce yönetimde sorumluluk üstlenmiş siyasi kadrolar, geçmişte yapılamayanların bu kez nasıl yapılacağını hangi güvencelerle açıklayacak? Vatandaşın yalnızca kimin iktidara geleceğini değil, neyin, nasıl ve ne zaman değişeceğini de bilme hakkı vardır.

Üstelik bütün bu gelişmelerin göz ardı edilmemesi gereken ciddi bir psikososyal boyutu da bulunmaktadır. Küçük toplumlarda sürekli tekrarlanan şaibe haberleri, sonuçlanmayan soruşturmalar ve siyasi tartışmalar, zamanla toplumsal yorgunluğa, güvensizliğe ve siyasetten uzaklaşmaya yol açar. En büyük risklerden biri de vatandaşın usulsüzlük iddialarını artık olağan karşılaması ve hesap verebilirliğin mümkün olduğuna ilişkin inancını kaybetmesidir. Her zaman bir uzman olarak vurguladığım, bir ülkede en tehlikeli aşama sorunların büyüklüğünden çok sorunların çözülebileceğine ilişkin toplumsal inancın zayıflamasıdır. Böyle bir ortamda yalnızca siyasi kurumlara değil, hukuk sistemine, kamu yönetimine ve ülkenin geleceğine duyulan güven de zarar görür. Bu nedenle muhalefetin görevi, yalnızca mevcut iktidarın uygulamalarını eleştirmek değil, aynı sorunların gelecekte tekrarlanmasını önleyecek kurumsal yapıyı kamuoyuna somut biçimde anlatmasıdır.

Son 37 gün… Seçimlere doğru geri sayım son sürat devam ederken, artık asıl soru, kimin daha fazla vaat verdiği değil, kimin hangi somut planı, hangi uzman kadroyla, hangi kaynakla ve hangi takvim içinde uygulayacağını açıklayacağıdır. Sahte diplomalardan sağlık sektöründeki iddialara, uyuşturucudan kamu borçlarına, mali soruşturmalardan siyasi hesap verebilirliğe kadar, bütün bu hayati derecede önemli meseleler seçim sonrasında da ülkenin önünde durmaya devam edecektir. Muhalefetten beklenen yalnızca geçmişin hesabının sorulacağını tekrarlamak değil, gelecekte aynı sorunların yaşanmasını engelleyecek denetim ve yönetim yapısını bugünden ortaya koymaktır.

Çünkü KKTC’nin ihtiyacı, yalnızca hesap soracağını söyleyen siyasetçiler değil; hesap verebilen kurumlar, uygulanabilir programlar, liyakatli kadrolar ve sonuçları ölçülebilen bir yönetim anlayışıdır.

Peki, seçimlere 37 gün kala muhalefet vatandaşın önüne isimlerden ve vaatlerden öteye geçen, kadroları ve takvimi belli bir yönetim planı koyabilecek mi? Yoksa seçimden sonra da aynı sorunları, aynı soruları ve aynı açıklamaları farklı hükümetlerden dinlemeye devam mı edeceğiz?

Mert MAPOLAR, C.Ht.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.