Zor zamanları yönetmek
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti son yılların belki de en zorlu ekonomik ve siyasi süreçlerini yaşıyor.
Yakın coğrafya da devam eden savaşlar, bunların etkisi ile ortaya çıkan krizler, değişen, değiştirilen bir bölge, ithal enflasyon, bunlardan etkilenmemek elbette mümkün değil.
Bu konular sadece büyük, ülkeleri, ekonomileri değil, hele ki bizim gibi dışa bağımlı küçük ülkeleri, küçük ekonomileri de olumsuz olarak etkiliyor.
Hayat pahalılığı açıklandı;
“İlk altı aylık enflasyon yüzde 16,95’e, yıllık artış yüzde 38,46’ya ulaştı. Elektrik zammı, lokanta fiyatları ve eğitim giderleri enflasyonu yukarı çekerken, taze meyve ve sebzelerdeki düşüş gıda grubunda fren etkisi yarattı. Bu oran, Asgari Ücret Saptama Komisyonu’nun değerlendirmelerinde temel ekonomik göstergelerden biri olarak öne çıkacak.”
Hayat pahalılığının açıklanması ile bildik tartışma süreci de başladı.
Bir tekrar gibi yaşıyoruz bu süreci, üstelik doyasıya.
Tek bir eksikle büyüyor bu çaresizlik, yok mu bunun bir yolu?
Bugün hayat pahalılığı üzerinden hükümete yönelik eleştiriler yapılıyor, tabi ki yapılacak, ancak yazının başında bahsettiğim etkenleri de unutmamak gerek.
Seçim sürecine girmişken, özellikle hayat pahalılığına çare, piyasanın ucuzlamasına yönelik politikalar, alım gücünün korunması için yapılabilecekler, önümüzdeki dönem bu konular ağırlıklı olacak.
Ve seçim sürecinin esas başlıkları, siyasi parti vaat ve bildirileri çözüm önerileriyle dolup, taşacak.
Artık enkaz edebiyatına kimsenin tahammülü ve inancı yok.
Dünyanın birçok ülkesinde, insanlar bunlarla mücadele ediyor, gerçekçi, sonuç alıcı, kabullenerek.
Hükümet bir yandan kamu maliyesini ayakta tutmaya, diğer yandan çalışanların alım gücünü koruyacak adımlar atmaya çalışıyor.
Eksik veya fazla ya da yanlış, bir politika oluşturulmalı ve uygulanmalı.
Asgari ücretin güncellenmesi, sosyal desteklerin sürdürülmesi hem de günümüzün ekonomik şartlarında, en başta bazı dengelerin korunmasına yönelik çalışmalar, kolay iş değil.
Şimdi kamuya hayat pahalılığı, asgari ücret tartışması, aynı anda piyasanın pahalılaşması, bildik senaryoların yaşanması, bir şekilde aşamıyoruz.
Ve siyaset bunları aşmak için nasıl bir yol üretecek, bilmemiz gerek.
Sadece kötüleyerek, olmayacak amaçların peşinden giderek, kalıcı olunmaz, olunmayacak.
Ortada her kesimi koruyacak bir dengenin zorunluluğu ve zorluğu var.
Politikalar, gerçekçi uygulamalar yerine siyasi polemikler öne çıkıyor.
Oysa toplumun beklentisi çözüm odaklı siyaset.
Elbette eksikler vardır, hiçbir şey kusursuz değil.
Anlatmak istediğimi, sürekli karamsarlık üretmek yerine, devletin, kurumların, kamusal hizmetlerin vatandaşa en hızlı ve ekonomik şekilde ulaştırılmasının çaresini bulmanın gerekliliğidir.
KKTC, Türkiye’nin desteğine, bir bütün olarak sorun ve çözümlere istikrarlı bir şekilde, tüm paydaşlarla ortak çözümü üretmek zorunda.
Çünkü devlet yönetmek, günü kurtarmak değil, yoksa zaman geçer, isimler değişir, esas konu ihtiyaç, çözüm nedir, neden olmuyor, bunları bulmak çözmek gerek, aksi dön dolaş aynı yer, aynı yolu yürüyerek farklı bir yere ulaşma beklentisi.
Plan, program, ciddi bir hazırlık, ülke gerçeklerine dayalı bir planlama, yoksa isimler gider, sorunlar kalır.
Not: Köşe yazıları ve TV programlarına iki haftalık bir ara veriyorum. Sonrasında yine Kıbrıs Postasında buluşmak üzere, şimdi biraz dinlenme zamanı. Yeniden görüşmek üzere…
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.