Üretimsizlik ve tüketim çılgınlığı
İçinde bulunduğumuz ve çare aradığımız çıkmazların belki de en önemli sebebi.
Üretim ve tüketim arasındaki dengesizlik.
Günümüz, yaşadığımız çağ, adeta “tüketim çağı”.
Orta yaşlarda olan herkes mutlaka hatırlar, hatta özler.
Ve söze şöyle başlayarak her fırsatta anlatır;
Eskiden insanlar ihtiyaçlarını karşılamak için alışveriş yaparken, bu kadar çeşitlilik yoktu, gereksiz malzeme alınmazdı, mesela ayakkabı bayramdan bayrama alınırdı.
İnanıyorum ki pek çok insana bu kısa özet yabancı gelmiyor.
Çünkü bugün birçok kişi ihtiyaç duymadığı ürünleri bile satın alıyor.
Tam bir tüketim çılgınlığı.
Bizim gibi üretim imkânları sınırlı, dışa bağımlı bir halk, bir piyasa, bundan olumsuz olarak etkileniyor.
Mutlaka başka bir alandır, bir bilim dalıdır, sosyal bir sorundur, ama reklamlar, sosyal medya ve sürekli yenilenen ürünler, daha fazlasına sahip olmanın mutluluk getireceği düşüncesi, tüketim alışkanlıklarını etkiliyor ve artırıyor.
Günün sonunda, her şey eskiyor, kısa sürede yenileri çıkıyor.
Tabi ki maddi imkânlar daha çok, eskiye göre bir isteğe ulaşmak daha kolay.
Bizim çocukluk dönemlerimizde, hemen herkes eşit ekonomik şartlardaydı.
Gelir de, gider de aynı sayılırdı.
Anneler genelde çalışmazdı.
Eskiden öyleydi, benim yaş aralığımda olan ve bu yazıyı okuyan herkes ne anlatmaya çalıştığımı mutlaka anlayacaktır.
Bir diğer taraftan, özenti de var, böylece insanlar, farkında olmadan bitmeyen bir tüketim döngüsünün içine giriyor.
Tüketim toplumu, çoğu zaman “sahip olduklarıyla değerli” olduğuna inanıyor.
Çocuklarına çok düşkün bir toplumuz, çocukların her istediğini almak, sahip olmasını sağlamak, çocuklarımızı çok sevdiğimiz ve bu yolla sevgimizi göstermiş olduğumuza inanıyoruz.
Oysa para kazanmanın, ne kadar zor, harcamanın ne kadar kolay olduğunu anlatmak çok daha önemli değil midir?
Hayatın, kendi ayaklarının üzerinde durmanın, ekonomik bağımsızlığın, para kazanırken değil, para harcarken dikkatli olmanın gerekliliği, insanın, bilgisinin, karakterinin, üretkenliğinin esas hedef olması gerektiğini genç nesillere aşılamak gerek.
Tasarruf, bilinçli tüketim, günümüzde moda olan kolay para kazanmanın hedef olmaması, çocuklara, gençlere, en büyük miras olarak aktarılmalı.
İstek çok, hepsinin merkezinde farklı sebepler var, yazı boyunca anlatmaya çalıştım, esas soru, net olarak şu olmalıdır;
“Gerçekten buna ihtiyacım var mı?” Eğer bu soruyu alışveriş yapmadan önce samimiyetle sorabilirsek, hem tasarruf yapılır, hem israfı azaltılır, hem de ekonomik güç sürdürülebilir olur.
Elbette ülkede bu yönde ciddi eksikler var.
Bilinçli tüketim ve tüketici sadece aileler ve nesillerin rast gele kendi başına bulacağı bir doğru değil.
Tabi ki devlet, bunun yanında en çok da sivil toplum örgütleri.
Tüketici hakları, bilinçlendir me, yönlendirme ile ilgili ciddi bir uygulama, kurumsal bir program var mı, samimiyetle soruyorum, gerçekten bilmiyorum.
Ülkenin bu kadar sorunu varken, buna mı takıldın diyebilirsiniz.
Ama birçok sorunun kaynağı bu değil midir?
Lütfen bunu bir düşünün.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.