Gördüğünüze inanın, sözlere değil
Özellikle soysal medya ki artık hayat orada yaşanıyor.
Neyin doğru, neyin yanlış, neyin gerçek veya sahte olduğunu anlayamıyorsunuz.
Tam bir algı merkezi, manipülasyon odağı.
Doğru ile yanlış arasında bir yönlendirme aracı.
Bir başka taraf ise insanlar kendilerine göre bir doğruya inandılar mı, aynı konuya kolay kolay başka açılardan bakmıyorlar.
Oysa değişmeyen bir kuraldır “Gerçekler acıdır ve er geç ortaya çıkar.”
Belki de bu yüzden insanlar çoğu zaman gerçeği değil, duymak istediklerini tercih eder, öyle mutlu olur, kolaya kaçar.
Bugün her türlü imkân var, bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay.
İlginç olan şu ki doğruyu, yanlışı görmek, araştırmak, kolayken herkesin kendi doğrusuna, gerçeğine inanmayı tercih etmesi, bunu daha kolay bulması ve kendini bu şekilde mutlu hissetmesi.
Artık insanlar bir olayın doğruluğunu araştırmaktan çok, kendi düşüncelerini destekleyenlere inanmayı tercih ediyor, böyle olunca da kandırılmak, olmayana varmış gibi sahip çıkmak, hatta savunmak durumunda oluyor.
Bir haber, bir paylaşım ya da bir yorum, eğer mevcut düşünceyi, inancı, inanmak istenileni destekliyorsa, sorgulamadan kabul ediliyor.
Aksi durumda ise en güvenilir kaynak bile olsa şüpheyle bakılıyor, inanmak istenilmiyor.
Çünkü mesele çoğu zaman gerçek değil, inanmak istenilen şeydir.
En başta söylediğim gibi sosyal medya bu eğilimi daha da güçlendiriyor.
Yanılsamalar, görseller, aramalar, inanmak istenilenler bize sürekli hoşumuza giden, sorgulamadan inandıklarımızı gösteriyor.
Farklı görüşlere kesin karşıtlıkla yaklaşılması da işin bir başka tarafı, herkes genel olarak kendi düşüncesinin tek doğru olduğuna inanıyor.
Ortak bir noktada üstelik iyi veya kötü zamanlarda bile bu nedenlerle gelmek zor oluyor, gelinemiyor.
Böylece aynı olay hakkında birbirinden tamamen farklı gerçeklikler oluşuyor.
En kötüsü de bunlara inanların çok olması, tahammülsüzlük, saygı düzeyinin ve tartışma kalitesinin düşmesi.
Bu durum yalnızca siyasette değil, sağlıkta, ekonomide spor takımlarını desteklemede yani taraftarlıkta ve günlük hayatın her alanında karşımıza çıkıyor.
Dedikodu, yalan, gerçekten daha hızlı yayılıyor.
Çünkü insanlar çoğu zaman araştırmıyor, gerçeği öğrendikten sonra tepki göstermeyi beklemiyor, korku, öfke ya da nefret gibi duygularına yenik düşüyor.
Maalesef ki algının, duyguların yönettiği bir ortamda gerçekler sessiz kalıyor.
Pek çok alanda yaşanıyor bunlar, en görünür ise siyaset alanı.
Olmayanı, yapılmayanı, yapılıyor gibi gösterme becerisi, gerçekten başlı başına bir sanat.
Oysa gerçek olan her ne varsa gün gibi ortada.
İnanacak bir kesim hâlihazırda varken, çok bir çaba göstermeye de gerek yok.
Oysa sağlıklı bir toplumun temelinde sorgulamak var.
O zaman yapacak bir şey yok, her tercihin bir sonucu var, hak edilen ne ise karşılığı da odur.
En doğrusu, önyargıları bırakarak, mantığı ve farklı görüşleri değerlendirebilmek, fırsat vermek.
Hoş sözler, hareketler sadece günü kurtarır, gerçeklerle yüzleşmek, takım tutar gibi körü körüne inanmak gerçeğin yeri almaz.
Özellikle siyaset alanında, gördüğünüze inanın, size söylenenlere değil.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.