Liyakat: Susturulan yetenek, dışlanan emek
Liyakat çoğu zaman bir ölçüt sanılır.
Bir sınav sonucu.
Bir diploma.
Bir yeterlilik listesi.
Oysa liyakat, bundan daha fazlasıdır.
Liyakat, emeğin karşılık bulacağına dair ortak inançtır.
Bu inanç zedelendiğinde,
kurumlar sadece verim kaybetmez.
Ahlâk kaybeder.
Kuzey Kıbrıs’ta Liyakat Ne Zaman Değerini Yitirdi?
Bugün Kuzey Kıbrıs’ta liyakatsizlik artık istisna değildir.
Giderek kural hâline gelmiştir.
Üstelik bu durum:
-
Sadece alt kademelerde değil
-
Sadece münferit örneklerde değil
Devletin en üst kurumlarına kadar işlemiştir.
Artık birçok yerde şu sorular sorulmaz:
“Ne biliyor?”
“Ne üretti?”
“Ne katkı sundu?”
Onun yerine şunlar sorulur:
“Kimden?”
“Kimin yanında?”
“Bizden mi?”
Liyakat, tam da bu noktada değersizleşir.
Liyakatsizlik Yasalaştığında
En tehlikeli eşik şudur:
Liyakatsizlik yalnızca fiilî değil,
hukukî ve idarî düzenlemelerle meşrulaştığında.
Bu noktada sorun kişiler olmaktan çıkar.
Sorun, sistem olur.
Artık yanlışlar kişisel tercihler değildir.
Kuralların içine yerleşmiştir.
Ve sistem şunu öğretir:
-
Bilmek gerekmez
-
Üretmek gerekmez
-
Hatırlamak gerekmez
Yakın olmak yeterlidir.
Kurumsal Hafızanın Çöküşü
Liyakat gidince ilk kaybolan şey,
kurumsal hafızadır.
Çünkü kurumsal hafıza:
-
Bilgiyle
-
Tecrübeyle
-
Süreklilikle
oluşur.
Ama liyakat yoksa:
-
Deneyim korunmaz
-
Bilgi aktarılmaz
-
Her gelen her şeyi yeniden başlatır
Devlet kurumları bile
hafızasız yapılara dönüşür.
Bu hafıza kaybı,
yalnızca geçmişi değil,
geleceği de siler.
Üretimin Sessizce Bitmesi
Liyakatsizlik üretimi de durdurur.
Ama gürültüyle değil.
Kimse “üretmeyin” demez.
Kimse “düşünmeyin” demez.
Ama üretmenin bir karşılığı kalmaz.
Bir süre sonra insanlar şunu öğrenir:
“Ne kadar çalışırsam çalışayım fark etmiyor.”
İşte bu cümle söylendiğinde değil,
içselleştirildiğinde tehlikelidir.
Çünkü o anda:
-
İnisiyatif biter
-
Yaratıcılık çekilir
-
Sorumluluk azalır
Devlet de, kurum da, toplum da
yerinde saymaya başlar.
Liyakat Kimi Rahatsız Eder?
Liyakat en çok kimi rahatsız eder?
Kibirle güç kuranları.
Yakınlıkla yer tutanları.
Sorgulanmak istemeyenleri.
Çünkü liyakat:
-
Ölçü getirir
-
Kıyas doğurur
-
Aynayı ortaya koyar
Ve aynaya bakmak istemeyenler için
liyakat her zaman rahatsız edicidir.
Bu yüzden liyakat:
-
Ya susturulur
-
Ya değersizleştirilir
-
Ya da sistemin dışına itilir
Toplum Ne Öğrenir?
Toplum çok hızlı öğrenir.
Şunu öğrenir:
-
Çalışmanın değeri yok
-
Bilmenin karşılığı yok
-
Dürüst olmanın getirisi yok
Bu öğrenme,
bir toplumun en büyük kaybıdır.
Çünkü o noktadan sonra
gençler uzak durur,
üretenler çekilir,
kurumlar içe kapanır.
Bir Durup Soralım…
Bir devlet,
liyakati sistem dışına iterek
nasıl ayakta kalabilir?
Bir toplum,
hak edeni değil de
yakını tercih ederek
nasıl ilerleyebilir?
Ve belki de en zor soru:
Liyakat bu kadar değersizleştiyse,
biz hangi değeri ayakta tutmaya çalışıyoruz?
Lülü’nün Uçuşu,
bu soruları sormaktan vazgeçmeyecek.
Çünkü uçmak isteyen bir toplum,
önce hak edeni yerinde tutmayı,
sonra da yukarı taşımayı öğrenmek zorunda.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.