Böbrekten tapuya: Mülkiyet sorununa bir çözüm önerisi

Yayın Tarihi: 06/10/26 15:00
okuma süresi: 8 dak.

Facebook paylaşımlarımı takip edenler, geçen hafta Kıbrıs Cumhuriyeti'ne dönüş üzerine yaptığım paylaşımları görmüştür. Bu dönüşün en zor parçası şüphesiz mülkiyet. Elli yıldır her müzakerede masanın ortasında duruyor, her seferinde de "kapsamlı çözüm"e havale ediliyor.

Bu yazıya bir varsayımla başlayacağım: Siyasi irade var. O zaman gerisi teknik bir sorun ve iktisadın alanına girer. İşimiz de kolaylaşır; çünkü bu teknik sorunun benzerini çözmüş bir model zaten var.

Nasıl diye sorunca aklıma iki Türkiye kökenli iktisatçı geliyor: Tayfun Sönmez ve Utku Ünver. Nobel ödüllü Alvin Roth ile birlikte böbrek nakli için bir sistem tasarladılar. Bugün birçok ülkede binlerce hayat bu sistem sayesinde kurtarılıyor.

Böbrek değişimi

Sorun şu: Bir hastanın böbreğe ihtiyacı var, eşi vermeye hazır ama doku uyumu yok. Başka bir şehirde aynı durumda başka bir çift var. Çapraz uyum varsa bağışçılar yer değiştirir; iki hasta da böbreğe kavuşur.

İkili eşleşme nadirdir. Sönmez, Ünver ve Roth'un katkısı, eşleşmeyi ikiliden çıkarıp döngülere ve zincirlere taşımak oldu. A'nın bağışçısı B'ye, B'ninki C'ye, C'ninki A'ya. Karşılık beklemeyen bir bağışçının başlattığı, peş peşe onlarca nakli mümkün kılan bir zincir. Havuz büyüdükçe çözülen vaka sayısı katlanarak artar.

Hepsi para olmadan: Böbrek satmak yasak ama değişim mümkün. Ata evini "satmayı" düşünemeyen birçok aile için de durum farklı değil.

Önerdiğim şey, bu mantığı Kıbrıs'taki mülkiyet sorununa uyarlamak: kimseyi zorlamadan, kimseyi kaybettirmeden.

Kıbrıs için bir örnek

Dört aile düşünelim:

Ahmet, Limasol'daki evinin sahibi; ama 1974'ten beri Girne'de, Andreas'a ait evde yaşıyor.

Andreas, o Girne evinin sahibi; kendisi Baf'ta, Mehmet'e ait evde yaşıyor.

Mehmet, o Baf evinin sahibi; kendisi Lefkoşa'nın kuzeyinde, Eleni'ye ait arazideki evde yaşıyor.

Eleni, o arazinin sahibi; kendisi Limasol'da, Ahmet'in evinde yaşıyor.

Dördü de yarım asırdır yaşadığı yerde kalmak istiyor. Ama hiçbir ikili birbirinin mülkünü elinde tutmuyor; ikili pazarlıkla hiçbiri sonuca ulaşamaz.

Aynı havuzdaysalar, dörtlü bir takasla herkes oturduğu evin tapusuna kavuşur. Kimse taşınmaz. Elli yıllık fiili durum, dört imzayla hukuki duruma dönüşür.

Sistemin iki temel kuralı var. Birincisi, kimse bugünkünden kötü duruma düşmez: Kabul etmediğiniz hiçbir değişim size dayatılmaz. İkincisi, herkes hayır diyebilir. Hayır diyen cezalandırılmaz; havuzda kalır, algoritma her turda onun için yeni bir zincir arar.

Kıbrıs'ta nasıl kurulur?

Kıbrıs Cumhuriyeti çatısı altında, BM ve AB desteğiyle, iki toplumlu tek bir mülkiyet değişim merkezi. Mülk sahipleri ve kullanıcılar gönüllü olarak kaydolur; bağımsız değerleme her mülkü puana çevirir, değer farkları bir tazminat fonundan kapatılır; algoritma düzenli aralıklarla döngüleri ve zincirleri bulur. Bugün kuzeyde Taşınmaz Mal Komisyonu, güneyde Kıbrıslı Türk mallarının vasisi olan İçişleri Bakanlığı birbirinden ayrı çalışıyor; vakalar tek tek ele alınıyor. Bu, uyumlu böbreği her hastanede ayrı ayrı aramaya benziyor.

Havuzu genişletmek

Kuzeydeki Rum mülkü, güneydeki Türk mülkünden çok daha fazla. Değişim sorunun tamamını çözmez. Ama tamamını çözememek, bir kısmını çözmemenin gerekçesi olmamalı.

Üstelik bu dengesizlik kader değil. Böbrek değişiminin temel dersini hatırlayalım: Havuz büyüdükçe çözüm artar. Amaç, havuzu genişletmek.

Adanın kuzeyinde ve güneyinde imara açılabilecek kamu arazileri var. Bunlara İngiliz üsleri de eklenebilir: İngiltere, bir çözüm durumunda üs topraklarının yaklaşık yarısını iade etmeye hazır olduğunu daha önce açıkladı.

Her biri havuza giren yeni bir "bağışçı" demek: yeni döngüler, yeni zincirler, nakit tazminata kalan daha az vaka. Bir araziyi imara açmak bütçeye neredeyse hiçbir maliyet getirmez; yeter ki yaratılan değer özel kişilere değil, havuza gitsin.

Zincir mantığı, müzakerelerin en çetin düğümünü de çözebilir: Mal sahibi mi öncelikli, kullanıcı mı?

Bir Rum mal sahibi evini geri istiyor; evde Kıbrıslı Türk bir aile oturuyor. Havuzdaki bir "bağışçı" mülk, imara açılmış bir kamu arazisi ya da üslerden iade edilen bir parsel, o aileye en az aynı değerde bir ev sunar. Aile taşınır, mal sahibi evine döner. Kimse kaybetmez. Arazi bankası yalnızca tazminat ödemez; iadeyi de mümkün kılar.

Bosna deneyimi burada değerli. Savaş sonrası yerinden edilenlere savaş öncesi mülklerini geri alma hakkı tanındı; 2004'e gelindiğinde başvuruların yaklaşık yüzde 93'ü mülkün iadesiyle sonuçlanmıştı. Ama mülkünü geri alanların önemli bir kısmı geri dönüp yerleşmek yerine onu sattı, takas etti ya da kiraya verdi.

Yani geri dönüş hakkı, herkesin geri döneceği anlamına gelmiyor. Bana göre bu, hakkın tanınmasının insanları başka bir seçim yapmakta da özgürleştirebileceğini gösteriyor. Önerdiğim sistem de tam bunu hedefliyor: Geri dönmek isteyen dönebilsin; istemeyen takas ya da tazminatı seçebilsin.

Zor kısım

Kıbrıs Cumhuriyeti'ne dönüşle tek bir tapu sistemi olur; tanınma sorunu ortadan kalkar. Asıl zorluk teknik: kayıtların birleştirilmesi, iki toplumun da güvendiği bir değerleme kurulu ve bir tazminat fonu. Ama sıfırdan başlamıyoruz. Taşınmaz Mal Komisyonu'nun deneyimi var; Rum tarafı da Temmuz 2025'ten bu yana güneydeki Kıbrıslı Türk mallarının tahsisinde ölçülebilir kriterlere dayanan bir puan sistemine geçti. Altyapı oluşmaya başladı bile.

Son bir nokta: zaman. Kıbrıs'ta 1974 kuşağı yetmişlerinin sonunda ya da seksenlerinde. Her yıl, mülkünün akıbetini göremeden ölenler var ve her ölümle sorun onlarca mirasçıya bölünüyor. Beklemek tarafsız değil.

Elli yıldır mülkiyet, her müzakerede çözümün önündeki en büyük engel olarak görüldü. Böbrek değişimi başka bir şeyi gösteriyor: Doğru kurallarla tasarlanmış bir sistem, kimseyi zorlamadan ve kimseyi kaybettirmeden, insanları adım adım evlerine kavuşturabilir. Bu sistem "kim kazanacak, mal sahibi mi kullanıcı mı?" sorusunu "kimse kaybetmeden kaç vakayı çözebiliriz?" sorusuna dönüştürüyor.

Önerinin daha fazla ayrıntılarına girip yazıyı uzatmak istemiyorum. Ama bir noktanın altını çizmem gerek: Yazıya siyasi iradenin var olduğu varsayımıyla başladım. Bu iradenin nerede aranması gerektiği açık. Kıbrıs Cumhuriyeti'ne dönüş kimsenin lütfu değil; dünyanın ve Rum tarafının zaten kabul ettiği bir zemin. Rum tarafının buna karşı çıkması, 1964'ten beri izlediği stratejinin inkârı olur. Dolayısıyla irade sorusunun cevabı Kıbrıs Türk tarafında. Veriler paylaşıldığında, sistemin nasıl işleyeceği ve maliyetinin ne olacağı kısa sürede simülasyonlarla test edilebilir.

Son olarak kişisel bir not. Mülkiyet konusu, en azından benim için, büyük bir yara. İngiltere'de, Amerika'da ya da Avustralya'da yaşamanız fark etmez; Rum mallarının yükünü sırtınızda taşırsınız. Kimsenin malında gözümüz yok. Borcumuz borç.

İki Türkiye kökenli iktisatçının hayat kurtaran fikri, belki Kıbrıs'ta elli yıllık bir yaranın kapanmasına da yardım eder.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Alexy Flemming06/10/26 13:39
ZİNCİR YÖNTEMİNİ (mülkiyet değişim merkezi), KKTC, HALİHAZIRDA, TEK BAŞINA ZATEN UYGULUYOR: [5] AİHM (10.07.2012): KKTC ile Kıbrıslı Rum Michael TYMVIOS arasındaki TAKAS anlaşması (22.04.2008) YASALDIR! Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti, KKTC ile Kıbrıslı Rum Mike Tymvios’un arasındaki GÜNEY KIBRIS’tan BİR ARAZİNİN/MÜLKÜN değişimini de içeren takas anlaşmasını 2012 yılında ONAYLAMAK ZORUNDA KALDI. ([Application no. 16163/90]) Larnaka’daki Türk arazisi/mülkü ile Ercan’daki Rum arazisi/mülkünün takası. KKTC TMK’nın sözü, Güney Kıbrıs’taki toprak üzerinde de etkili oldu! AİHM: https://hudoc.echr.coe.int/?i=001-85997 Rum hükümetinin 2012 yılı onayı: https://archive.cyprus-mail.com/2014/04/24/no-response-yet-on-ipc-land-swap-deal/ ZİNCİR YÖNTEMİNİ (mülkiyet değişim merkezi) uygulamasının, HALİHAZIRDA, TEK BAŞINA Kıbrıs Cumhuriyeti çatısı altında olmasını önermek, KKTC'nin EGEMENLİĞİNİN İHLALİDİR; KKTC'yi Rum'a YAMA yapma denemesidir.

Diğer Prof. Dr. Engin KARA yazıları