BİRAZ AYDINLIK

Mert MAPOLAR, C.Ht.
mertmapolar@gmail.com
Mert MAPOLAR, C.Ht.

SON 30 GÜN ANALİZİ: Belediyelerde büyük vaatler, çözülmeyen sorunlar!

Yayın Tarihi: 06/11/26 09:05
okuma süresi: 17 dak.
A- A A+

MERT MAPOLAR’IN KÖŞE YAZISINI SESLİ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Büyük projeler havada uçuşurken, belediyeler en temel hizmetlerde neden sınıfta kalıyor?

Seçimlere doğru Kuzey Kıbrıs’ta siyasi hareketlilik giderek artıyor. Belediye başkanlığı yarışında da iddialar büyüyor. Projeler açıklanıyor. Geleceğe ilişkin parlak tablolar çiziliyor. Kalkınmadan, gelişmeden, turizmden, esnafın güçlendirilmesinden ve çağdaş kentlerden söz ediliyor. Yüksek Seçim Kurulu tarafından açıklanan geçici listelere göre, 18 belediyede 55 başkan adayı yarışa hazırlanıyor. Ancak bütün bu vaatlerin gölgesinde, yıllardır cevabını bekleyen çok daha temel bir soru var: Bir belediye, sokaklarını temiz tutamıyor, çöplerini zamanında toplayamıyor, suyunu düzenli sağlayamıyor ve vatandaşın günlük yaşamını kolaylaştıramıyorsa, açıkladığı büyük projelerin inandırıcılığı ne kadardır? Seçim meydanlarında geleceğin şehirlerini anlatmak kolaydır. Asıl mesele, bugünün şehirlerini yaşanabilir hale getirmektir. Çünkü belediyeciliğin başarısı yalnızca açılış törenleriyle, büyük yatırımlarla veya gösterişli projelerle ölçülmez. Sabah işine giden vatandaşın yürüdüğü kaldırımın temizliğiyle, akşam evine dönen insanın geçtiği sokağın aydınlatılmasıyla, yaşlı bir kişinin ihtiyaç duyduğunda ulaşabildiği hizmetle ölçülür. Vatandaş artık hayal edilen şehirlerden önce yaşadığı şehrin sorunlarının çözülmesini istiyor.

Özellikle, örneğin, Yeniboğaziçi ve İskele bölgelerinde artan yapılaşma, turizm hareketliliği, yabancı yerleşimi ve mevsimsel nüfus değişimleri belediyeciliğin en önemli sınavlarından birini oluşturuyor. Yeni konutlar, siteler ve turistik tesisler yükselirken, bunlara paralel su, kanalizasyon, atık toplama, temizlik ve ulaşım kapasitesinin ne ölçüde artırıldığı da sorgulanmalıdır. Yaz aylarında yoğunlaşan çöp ve su sorunlarına ilişkin şikâyetler, yalnızca mevsimsel rahatsızlıklar olarak görülemez. Bunlar aynı zamanda planlama, insan kaynağı ve hizmet yönetimi sorunlarının da göstergesidir. Nüfus artarken hizmet kapasitesi aynı kalıyorsa, büyüyen şehir değil, büyüyen sorunlardır. Üstelik yabancıların yaşamayı veya tatil yapmayı tercih ettiği bölgelerde, çevre temizliği yalnızca belediyenin iç meselesi değildir. Ülkenin turizm itibarıyla ekonomik geleceğiyle ve uluslararası görünümüyle de doğrudan ilişkilidir. Turisti bölgeye çekmek için yapılan tanıtımların değeri, turistin karşılaştığı taşan çöp konteynerleri, kötü kokular, bakımsız kaldırımlar ve düzensiz çevre görüntüleriyle azalabilir. Burada sorulması gereken soru açıktır: Yeni yapılaşmaya ve artan nüfusa ilişkin kararlar alınırken, bunların belediyeye getireceği yıllık hizmet yükü neden aynı ciddiyetle hesaplanmıyor?

Bir başka örnekte, Girne'de Ecevit Caddesi'ne ilişkin dile getirilen şikâyetler de belediyeciliğin gündelik yüzünü ortaya koyuyor. Belediye binasının da bulunduğu bu ana caddede, özellikle açık pazarın olduğu günlerde, yabancı ziyaretçilerin kullandığı bu güzergâhta, yeterli çöp kutusu, düzenli süpürme hizmeti ve dinlenme alanı bulunmadığı yönündeki yakınmalar dikkate alınmalıdır. Bunlar büyük bütçeler gerektiren devasa yatırımlar değildir. Doğru yerleştirilmiş çöp kutuları, planlı temizlik vardiyaları, uygun noktalarda oturma grupları ve düzenli denetimlerle giderilebilecek ihtiyaçlardır. Benzer şekilde sokak aydınlatmaları, okunabilir yol ve sokak levhaları, kalıcı yol çizgileri, zamanında biçilen otlar ve bakımlı kaldırımlar çağdaş belediyeciliğin en görünür göstergeleridir. Eskiden ana caddelerde düzenli çalışan temizlik görevlilerinin yerini bazı bölgelerde kısa süreli, yüzeysel temizlik uygulamalarının aldığı yönündeki eleştiriler de dikkatlice değerlendirilmelidir. Temizlik, yalnızca görünen büyük çöpleri kaldırmak değildir. Süreklilik, vardiya düzeni, denetim ve sorumluluk gerektiren profesyonel bir kamu hizmetidir. Bir sokağın ne zaman süpürüleceği, çöpün hangi saatlerde toplanacağı ve hizmetin kim tarafından denetleneceği, kişisel tercihlere değil, önceden açıklanmış bir programa bağlı olmalıdır.

Gönyeli Yenikent'teki Soylu Sokak'ta yaşandığı belirtilen sorun da belediyecilik hizmetlerinin ve kurumlar arası koordinasyonun sorgulanması açısından dikkat çekici bir başka örnektir. Bölgede sabit telefon hatlarının belediyenin gerçekleştirdiği altyapı çalışmalarının ardından yıllardır çalışmadığı yönünde şikâyetler bulunmaktadır. İddialara göre aradan geçen zamana rağmen sorun çözülememiş, vatandaşlar ise sorumluluğun hangi kurumda olduğunu ve kime başvuracaklarını öğrenememişler. Ortada çözüm bekleyen bir sorun, sorumluluk bekleyen bir hizmet ve muhatap arayan bir vatandaş vardır. Altyapı çalışmasının hangi aşamada soruna yol açtığının, onarım sorumluluğunun hangi kurumda bulunduğunun ve neden bugüne kadar kalıcı bir çözüm üretilemediğinin açıklanması gerekmez mi? Belediyeler ile ilgili altyapı ve haberleşme kurumları arasında etkin koordinasyon sağlanamıyorsa, bunun bedelini vatandaş neden ödesin? Bu çağda, bir sokaktaki temel haberleşme sorununun dahi yıllarca çözümsüz kaldığı yönündeki şikâyetler karşısında, büyük projelerin uygulanabilirliğine vatandaş nasıl güven duyacak? Belediyecilik yalnızca doğrudan verilen hizmetlerden ibaret değildir. Vatandaşın yaşamını etkileyen sorunlarda ilgili kurumları harekete geçirmek ve çözümün takipçisi olmak da belediyelerin temel sorumlulukları arasındadır.

Su hizmetleri ve belediye gelirleri konusunda ise daha ciddi bir güven sorunu ortaya çıkıyor. Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerden tüketmedikleri su karşılığında yüksek faturalar tahsil edildiği yönündeki şikâyetler, sayaç okumalarından sabit ücretlere, tarife uygulamalarından itiraz mekanizmalarına kadar şeffaf bir incelemeyi gerektiriyor. Her yüksek fatura mutlaka hatalı değildir. Ancak vatandaşın neye, neden ve hangi hesaplamayla ödeme yaptığını anlayamadığı bir sistem güvenilir bir kamu hizmeti sistemi olamaz. Su sıkıntısı yaşayan bölgelerde yalnızca dağıtım saatlerini değiştirmek yeterli değildir. Depolama kapasitesi, şebeke kayıpları, basınç yönetimi, bakım yatırımları ve nüfus projeksiyonları birlikte ele alınmalıdır. Su temininde merkezi yönetimin ve ilgili kurumların sorumluluklarının bulunması, belediyelerin yerel şebeke, dağıtım ve vatandaşla iletişim konusundaki yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz. Belediyeler, vatandaşın ödeme yaptığı fakat karşılığında yeterli hizmet alamadığını düşündüğü kurumlara dönüşmemelidir. Belediye, öncelikle para toplama merkezi değil, topladığı kaynağı ölçülebilir kamu hizmetine dönüştürmekle yükümlü bir kurumdur.

Bu tartışmaların somut bir ekonomik boyutu da vardır. Belediyelerin su faturalarına yansıttığı çeşitli hizmet bedelleri, özellikle küçük işletmeler ve dar gelirli haneler açısından ayrıca değerlendirilmelidir. Çünkü mesele yalnızca suyun birim fiyatı değildir. Toplanan hizmet bedelinin karşılığında hangi hizmetlerin, hangi sıklıkta ve hangi kaliteyle verildiği de açıklanmalıdır. Belediyeler yıllık gelirlerini, personel giderlerini, temizlik araçlarının çalışma kapasitesini, sokak bazında hizmet programlarını ve gerçekleşen yatırımlarını vatandaşın anlayabileceği biçimde yayımlamalıdır. Dijitalleşme de yalnızca internet üzerinden ödeme almakla sınırlı kalmamalıdır. İşletme belgelerinin uygun koşullarda otomatik yenilenmesi, sayaç verilerinin elektronik izlenmesi, yanlış faturalara hızlı itiraz edilmesi, arıza ve temizlik şikâyetlerinin takip numarasıyla sonuçlandırılması artık lüks değil, çağdaş yönetimin gereğidir. Vatandaştan para tahsil ederken teknolojiyi kullanan belediyeler, aynı teknolojiyi vatandaşa hizmet verirken neden aynı etkinlikle kullanmasın?

Peki, yanı başımızdaki Güney Kıbrıs'ta ve dünyanın başka şehirlerinde, farklı yapılan nedir? Öncelikle Güney Kıbrıs'taki bütün belediyelerin kusursuz çalıştığını düşünmek de doğru olmaz. Orada da maliyet, personel, trafik ve atık yönetimi sorunları bulunabilir. Ancak örnek alınabilecek uygulamalar vardır. Güney Lefkoşa'da belediye borçları, çöp toplama ücretleri, iş yeri ruhsatları ve çeşitli belediye işlemleri için elektronik hizmet kanalları kullanılmaktadır. Baf ve Paralimni gibi bölgelerde de belediye işlemlerinin dijital ortamda yürütülmesine yönelik uygulamalar bulunmaktadır. Vatandaşın yaşamını kolaylaştıran çalışmalar her geçen gün artırılıyor. Dünyada ise Seul'deki elektronik atık ölçüm sistemleri ve Barselona'nın dijital kent yönetimi yaklaşımı, teknolojiyle hizmetlerin daha verimli planlanabileceğini gösteren örnekler arasındadır. Buradaki esas fark, yalnızca daha gelişmiş araçlara sahip olmak değildir. Hizmetin ölçülmesi, verilerin değerlendirilmesi, kaynakların ihtiyaca göre dağıtılması ve yöneticilerin sonuçlardan sorumlu tutulmasıdır. Küçük bir ada ülkesinde bu yöntemlerin uygulanması neden mümkün olmasın? Örneğin her belediye, mahallelerin nüfus yoğunluğuna ve mevsimsel hareketliliğine göre çöp toplama sıklığını belirlese, temizlik araçlarını dijital sistemlerle izlese, sokakların bakım tarihlerini kamuoyuna açıklasa, vatandaş hangi hizmetin ne zaman yapılacağını önceden bilebilir. Bunun için her zaman milyonluk projelere ihtiyaç yoktur. Bazen doğru yönetim mevcut kaynakların daha akıllıca kullanılmasından başlar.

Üstelik belediyecilik yalnızca çöp, su ve yol meselesi de değildir. Yaşlıların, engelli bireylerin, yalnız yaşayanların ve ekonomik güçlük içindeki hanelerin yaşamını kolaylaştıracak sosyal hizmetler de belediyenin insana dokunan yüzüdür. Evde destek, ihtiyaç tespiti, sağlık kuruluşlarıyla koordinasyon, ulaşım yardımı ve düzenli sosyal takip programları özellikle yaşlanan nüfus açısından önemlidir. Bunun için iyi yetişmiş personel, sosyal hizmet uzmanları, teknik ekipler ve liyakate dayalı bir insan kaynağı planlaması gerekir. Belediyecilik, seçim dönemlerinde personel sayısını artırmak değil, doğru sayıda ve nitelikte personelle yılın 365 günü kesintisiz hizmet verebilmektir. Merkezi yönetim de belediyeleri yalnız bırakamaz. Ülkesel nüfus politikaları, imar izinleri, büyük altyapı yatırımları, su kaynakları, çevre standartları ve yerel yönetimlerin mali yapıları da birlikte ele alınmalıdır. Belediyelerin merkezi hükümetle iş birliği yapması, ülkesel sorunların çözümünde sorumluluk üstlenmesi ve gerektiğinde ortak hizmet modelleri geliştirmesi zorunludur. Çünkü plansız yapılaşmanın maliyeti sonunda belediyeye, belediyenin yetersizliğinin bedeli ise vatandaşa yansır.

Seçimlerin psikososyal boyutunda da dikkat çekici bir gerçeklik bulunuyor. Sürekli vaat duyan fakat günlük yaşamında aynı sorunlarla karşılaşan vatandaşta zamanla bir beklenti yorgunluğu ve kurumsal güvensizlik gelişir. Büyük proje açıklamalarının heyecan yaratma gücü azalırken, küçük fakat somut çözümler daha fazla anlam kazanmaya başlar. Bir adayın kentin ekonomik geleceğini değiştireceğini söylemesi elbette değerlidir. Ancak vatandaşın zihnindeki soru daha basittir: Önce mevcut sorunları nasıl çözeceksiniz? Hangi kaynakla, hangi personelle, hangi takvimle? Seçim dönemlerinde sıklıkla kullanılan canlanma, gelişme, büyüme ve refah söylemleri, ölçülebilir hedeflerle desteklenmediği sürece siyasi temenniden öteye geçemez. Bir projenin gerçekçiliği, büyüklüğünden değil, maliyetinin, finansmanının, uygulanabilirliğinin ve sürdürülebilirliğinin açıklanmasından anlaşılır. Somut proje ile soyut vaat arasındaki fark tam da buradadır. Hayal kurmak siyasetin bir parçasıdır. Ancak belediyeyi yönetmek, hayalleri gerçek dünyanın bütçesi, personeli, zamanı ve sorumluluklarıyla buluşturabilmektir.

KKTC seçimlerine 30 gün kalmışken, siyasi yarış artık daha somut bir hesap verme dönemine giriyor. Geçici aday listeleri açıklanmış durumda. Adayların 8 Kasım'da kesinleşmesi, resmî propaganda döneminin ise 10 Kasım'da başlaması öngörülüyor. Bu süreçte yalnızca yeni adayların vaatleri değil, mevcut başkanların görev sürelerindeki performansları da aynı ölçütlerle değerlendirilmelidir. Kim hangi projeyi tamamladı? Hangi temel sorunu çözdü? Hangi hizmeti geliştirdi? Hangi sözünü yerine getiremedi? Yeni adaylar da mevcut sorunları hangi bütçeyle, hangi ekiple ve ne kadar sürede çözeceklerini açıklamalıdır. Örneğin bir belediye başkan adayı, göreve gelmesi halinde ilk 100 gün içerisinde ana caddelerin günlük temizlik programını, çöp toplama güzergâhlarını, su şebekesindeki öncelikli müdahaleleri, sokak aydınlatmalarının bakım takvimini ve yaşlılara yönelik destek hizmetlerini kamuoyuna daha net açıklayabilmelidir. Ardından bu hedeflerin gerçekleşme oranlarını her ay yayımlayabilmelidir. Böylece vatandaş seçimden sonra yalnızca verilen sözleri hatırlamakla kalmaz, hizmetin gerçekleşip gerçekleşmediğini de takip edebilir. Çünkü gerçek belediyecilik, seçim kazanmak için vaat üretmek değil, seçimden sonra o vaatlerin hesabını verebilmektir.

Sonuçta, KKTC gibi coğrafi bakımdan küçük, sorunları büyük ölçüde bilinen ve birçok belediyesinde benzer ihtiyaçların yaşandığı bir ülkede, temel belediyecilik hizmetlerinin yıllarca tartışılmaya devam etmesi üzerinde ciddi biçimde düşünülmelidir. Her belediyenin aynı mali imkânlara sahip olmadığı, geçmişten devralınan sorunların ve merkezi yönetimden kaynaklanan eksikliklerin bulunduğu da unutulmamalıdır. Ancak bu gerçekler plansızlığın, denetimsizliğin ve hizmet yetersizliğinin sürekli gerekçesi haline de getirilemez. Bir belediyenin gerçek başarısı, ne kadar para topladığıyla değil, topladığı parayı vatandaşın yaşam kalitesine ne ölçüde dönüştürdüğüyle anlaşılır. Büyük projeler elbette önemlidir. Fakat temizlenmeyen bir sokağın, zamanında toplanmayan çöpün, akmayan suyun, karanlık kalan yolun ve yüksek faturayla karşılaşan küçük esnafın gözünde, o projelerin değeri sorgulanacaktır. Artık belediye başkan adaylarından beklenen, geleceğin görkemli şehirlerini anlatmadan önce, bugünün temel sorunlarına uygulanabilir çözümler sunmalarıdır. Çünkü vatandaşın ihtiyacı, hayal dünyasında kusursuz görünen şehirler değil, gerçek dünyada düzenli çalışan belediyelerdir.

Ve seçimlere giderken, belki de bütün adaylara sorulması gereken en önemli soru şudur: Bir şehri geleceğe taşıyacağınızı söylüyorsunuz. Peki bugün o şehrin sokaklarını temizlemeyi, çöplerini toplamayı, suyunu sağlamayı ve vatandaşına hak ettiği hizmeti gerçekten vermeyi nasıl başaracaksınız?

Unutulmamalıdır ki büyük projeler bir şehrin geleceğini değiştirebilir. Ancak temel hizmetlerin eksikliği o şehirde yaşayan insanların bugününü tüketir. Ve bugününü düzeltemeyen bir yönetimin yarınlara ilişkin vaatleri her zaman sorgulanacaktır.

Mert MAPOLAR, C.Ht.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.