LÛLÛ'NUN UÇUŞU

Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR
chaglarm@yahoo.co.uk
Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR

Yapay zekâ çağında nasıl bir insan, nasıl bir eğitim?

Yayın Tarihi: 16/10/26 07:30
okuma süresi: 6 dak.

Dünya hızla değişiyor. Yapay zekâ, yalnızca teknolojik gelişmelerin değil, bilgiye ulaşma, düşünme, karar verme ve üretme biçimlerimizin de önemli bir parçası hâline geliyor. Bu değişim, eğitim sistemlerinin geleceğine ilişkin temel bir soruyu yeniden gündeme taşıyor: Nasıl bir insan yetiştirmek istiyoruz ve bu insanı nasıl bir eğitim anlayışıyla yetiştirebiliriz?

Bugün yapay zekâ aracılığıyla çok kısa sürede bilgiye ulaşabiliyor, kaynakları karşılaştırabiliyor, büyük miktarda veriyi analiz edebiliyor ve farklı çözüm önerileri geliştirebiliyoruz. Ancak bilgiye hızlı ulaşmak, o bilgiyi doğru anlamak anlamına gelmiyor. Bilginin doğruluğunu sorgulamak, kanıtlarını değerlendirmek, anlamlandırmak ve insanlık yararına kullanmak her zamankinden daha önemli hâle geliyor. Dolayısıyla eğitim artık yalnızca bilgiyi aktarmakla yetinemez; bilgiyi sorgulayan, yeni anlamlar oluşturan ve özgün çözümler üreten bireyler yetiştirmelidir.

Geleceğin insanını yalnızca sahip olduğu bilgiyle tanımlayamayız. Bilgi, beceri, tutum ve değerler birbirini tamamlayan bir bütündür. Bir insanın ne bildiği kadar, bildikleriyle ne yapabildiği, nasıl düşündüğü ve hangi değerlerle hareket ettiği de önemlidir. Eleştirel düşünme, problem çözme, yaratıcılık, değişime uyum ve girişimcilik; etik sorumluluk, hakkaniyet ve toplumsal yarar anlayışıyla bütünleşmelidir. Çünkü geleceğin insanı yalnızca değişime uyum sağlayan değil, gerektiğinde değişime yön verebilen insan olmalıdır.

Bu noktada eğitimde soru sormanın önemini yeniden keşfetmemiz gerekiyor. Çocuklar doğal bir merakla dünyayı anlamaya çalışırken çoğu zaman eğitim süreçlerimiz doğru cevapları bulmaya odaklanıyor. Oysa bilimsel gelişmelerin temelinde yalnızca cevaplar değil, daha önce sorulmamış sorular da bulunuyor. Felsefi sorgulama, bilimsel okuryazarlık ve matematiksel düşünme birlikte geliştirilmelidir. Öğrenenler yalnızca kendilerine verilen problemleri çözmeyi değil; yeni problemler oluşturmayı, alternatif açıklamalar geliştirmeyi, kanıtları değerlendirmeyi ve geleceğin olası sorunlarını öngörmeyi de öğrenmelidir.

Bunun gerçekleşebilmesi için farklılıkları bir zenginlik olarak gören bir eğitim anlayışına ihtiyacımız var. Her bireyin gelişim özellikleri, ilgileri, yetenekleri ve öğrenme gereksinimleri farklıdır. Aynı zamanda farklı düşünceler, karşıt görüşler ve yeni bakış açıları da öğrenmenin ve yaratıcılığın güçlü kaynaklarıdır. Özgür düşüncenin, gerekçeli tartışmanın, birlikte üretmenin ve hata yapabilmenin mümkün olduğu öğrenme ortamları, yeni fikirlerin gelişmesini sağlar. Bilim, matematik, teknoloji, mühendislik, sanat ve felsefenin birbirini beslediği bir anlayış, bu süreçleri daha da zenginleştirebilir.

Ancak bütün bunlar, öğretmenlik anlayışımızın da dönüşmesini gerektiriyor. Öğretmenlik artık yalnızca bilgiyi anlatmak veya aktarmakla tanımlanamaz. Öğretmenin temel sorumluluklarından biri, öğrenenlerin önceki bilgi ve deneyimleriyle yeni öğrenmeleri arasında köprüler kurabilecekleri sosyal öğrenme ortamları ve öğrenme senaryoları tasarlamaktır. Farklı öğrenenlerin gereksinimlerini dikkate alan, etkileşimi, iş birliğini, araştırmayı ve sorgulamayı destekleyen bu ortamlar, öğrenmenin niteliğini belirler. Bu nedenle öğretmen yetiştirme, pedagojik yaklaşımlar ve ölçme-değerlendirme sistemleri birlikte dönüştürülmelidir. Yalnızca doğru cevapları değil; düşünme süreçlerini, gelişimi ve özgün üretimi de değerlendirmeliyiz.

Bu dönüşüm aileden ve okul öncesinden başlayarak temel eğitime, üniversiteye ve yaşam boyu öğrenmeye uzanmalıdır. Erken çocuklukta merak ve keşif; temel eğitimde araştırma, kanıt ve problem çözme; üniversitede ise disiplinlerarası bilgi üretimi ve esnek öğrenme yolları öne çıkmalıdır. Üniversite eğitiminin de yalnızca geleneksel diploma programlarıyla sınırlı kalmadığı; modüler eğitimlerin, kısa mesleki programların, mikro-yeterliklerin ve farklı ülkelerdeki üniversitelerden öğrenme olanaklarının geliştiği yeni modelleri düşünmeliyiz.

Burada özellikle altını çizmemiz gereken bir gerçek var: İnsanın yapay zekâyla yarışmasına gerek yoktur. Yapay zekânın hızına yetişen insanlar yetiştirmeye çalışmak yerine, onun hızlı analiz ve karşılaştırma olanaklarından yararlanarak daha derin düşünebilen, daha nitelikli kararlar verebilen ve özgün çözümler geliştirebilen insanlar yetiştirmeliyiz. Yapay zekâ gelişmiş bir araçtır. Önemli olan, bu aracın kullanım amacını, sınırlarını ve insanlık açısından değerini belirleyebilecek bilgiye, eleştirel düşünme gücüne ve etik sorumluluğa sahip bireyler yetiştirmektir.

Geçmişin eğitim birikimini reddetmeden, onu yapay zekâ çağının olanaklarını ve insanın gelişim gereksinimlerini dikkate alarak dönüştürmeliyiz. Çünkü çocuklarımıza bugünün ve geleceğin bütün cevaplarını öğretmemiz mümkün değildir. Asıl görevimiz, henüz sorulmamış soruları sorabilecek, geleceğin problemlerini öngörüp çözebilecek ve yeni bilgi üretebilecek insanlar yetiştirmektir.

Geleceği yalnızca yapay zekânın gelişmiş olanakları değil; bu olanakları bilinçle yönlendiren, nitelikli sorular soran, özgün çözümler üreten ve insanlık için daha iyi bir dünya kurma sorumluluğu taşıyan insanlar şekillendirecektir.

İşte bu nedenle bugün yeniden düşünmemiz gereken yalnızca eğitim programlarımız değil, insan yetiştirme anlayışımızın kendisidir.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.