Faşist reflekslerin geri dönüşü

Yayın Tarihi: 10/06/26 02:59
okuma süresi: 5 dak.

Son günlerde Fransa ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasında imzalanan ve Fransız askeri unsurlarının adadaki varlığını genişletecek anlaşmaları dikkatle takip ediyorum. Açık söylemek gerekirse, bu gelişmeyi Kıbrıs’ta barışa hizmet eden bir adım olarak görmekte zorlanıyorum.

Çünkü Kıbrıs sıradan bir devlet değildir.

Kıbrıs Cumhuriyeti, 1960 yılında Türk ve Rum halklarının ortak kuruculuğunda ortaya çıkmış özel bir anayasal düzenin ürünüdür. Bu düzen yalnızca iç hukukla değil, aynı zamanda uluslararası anlaşmalarla da korunmuştur. Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık’ın taraf olduğu 1960 Garanti Antlaşması da bu sistemin temel taşlarından biridir.

Bugün yaşananlara baktığımda aklıma şu soru geliyor:

Rum yönetimi gerçekten Kıbrıs’ta güvenliği mi artırmaya çalışıyor, yoksa adayı yeni bir jeopolitik cepheye mi dönüştürüyor?

Garanti Antlaşması’nın 1. maddesi Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü ve anayasal düzenini korumayı amaçlar. 2. maddesi ise Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık’a bu düzenin garantörü olma sorumluluğunu yükler. En dikkat çekici hüküm ise 4. maddedir. Bu madde, antlaşmayla kurulan düzenin bozulması halinde garantör devletlere harekete geçme hakkı tanımaktadır.

Bugün Rum yönetiminin attığı adımların tam da bu nedenle son derece tehlikeli olduğunu düşünüyorum. Türkiye’ye yeniden gerekçeli müdahale hakkı veriyorlar  

Çünkü Kıbrıs’ta çözüm yoktur. Kıbrıs’ta ortak devlet yoktur. Kıbrıs’ta iki toplum arasında mutabakat yoktur. Kıbrıs’ta güven yoktur. Buna rağmen askeri anlaşmalar vardır. Buna rağmen yeni askerî yapılanmalar vardır. Buna rağmen yabancı güçlerin adadaki etkinliğini artıran girişimler vardır.

Ben bunun akıllıca bir siyaset olduğunu düşünmüyorum. Tersine, bunun Kıbrıs’taki hassas dengeleri zorlayan, garantörlük sisteminin ruhunu aşındıran ve gelecekte çok daha büyük tartışmaların önünü açabilecek bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum.

Daha da önemlisi, bu tür girişimlerin Türkiye’nin garantörlük haklarını yeniden uluslararası tartışmaların merkezine taşıdığını görüyorum.

Rum yönetimi belki bunun farkında değildir. Belki de farkındadır. Ancak sonuç değişmiyor. Kıbrıs’ta askeri dengeyi etkileyen her yeni adım, doğal olarak garantör devletlerin pozisyonlarının yeniden değerlendirilmesine yol açacaktır.

Bunun sonunda ortaya çıkacak gerilimin sorumluluğu da elbette bu süreci başlatanların omuzlarında olacaktır.

Beni asıl rahatsız eden ise işin siyasi boyutudur. Uzun yıllardır Kıbrıs siyasetini takip eden biri olarak şunu görüyorum:

Rum tarafındaki bazı siyasetçiler, çözüm üretmek yerine korku üretmeyi tercih ediyor. Müzakere etmek yerine kutuplaştırmayı tercih ediyor. Güven inşa etmek yerine düşmanlıkları canlı tutmayı tercih ediyor. Barışı savunmak yerine milliyetçi refleksleri beslemeyi tercih ediyor.

Bunun nedenlerinden birinin iç siyaset olduğunu düşünüyorum.

Çünkü tarih boyunca bazı siyasetçiler seçim kazanmak için toplumların korkularını kullanmıştır.

Toplumlara umut vermek zordur. Toplumlara düşman göstermek ise kolaydır. Uzlaşma anlatmak zordur.

Öfke üretmek ise kolaydır.Devlet adamlığı ise kolay olanı değil, doğru olanı yapabilmektir.

Bugün Kıbrıs’ta ihtiyaç duyduğumuz şey yeni askerî anlaşmalar değildir. Yeni üsler değildir. Yeni savaş senaryoları değildir. Yeni güç gösterileri değildir.

İhtiyaç duyduğumuz şey siyasi cesarettir. İhtiyaç duyduğumuz şey karşılıklı saygıdır. İhtiyaç duyduğumuz şey iki halkın da güvenlik kaygılarını anlayabilecek olgunluktur.

Açık konuşmak gerekirse, Fransa’nın bu süreçte üstlendiği rolü de son derece talihsiz buluyorum.

Avrupa’nın büyük devletlerinden biri olan Fransa’nın tarihsel sorumluluğu, çözülmemiş bir ihtilafın ortasına yeni askerî denklemler taşımak değil; tarafları uzlaşmaya teşvik etmek olmalıdır.

Kıbrıs’a daha fazla asker getirmenin barış getireceğine inanmıyorum. Silahların çoğaldığı yerde güvenin arttığını gösteren bir tarih bilmiyorum. Askerlerin çoğaldığı yerde korkuların azaldığını gösteren bir örnek de hatırlamıyorum.

Bu nedenle bugün yaşananları kaygıyla izliyorum.

Çünkü Kıbrıs çok acılar gördü. Çünkü bu ada çok bedeller ödedi. Çünkü bu topraklarda yaşayan insanlar artık yeni krizler değil, kalıcı bir huzur hak ediyor.

Eğer gerçekten barış isteniyorsa, bunun yolu yeni askerî anlaşmalar yapmak değil; yeni güven köprüleri kurmaktır.

Kıbrıs’ın ihtiyacı yabancı askerlerin gölgesi değil, karşılıklı güvenin ışığıdır.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Dr. Ferhat ATİK yazıları