“Yeni Kıbrıs Planı”

Yayın Tarihi: 01/07/26 07:50
okuma süresi: 8 dak.
A- A A+

Prof. Dr. Cihat Yaycı’nın Kıbrıs üzerine yaptığı değerlendirmeleri dinledikten sonra bu yazıyı kaleme alma ihtiyacı hissettim.

Öncelikle şunu ifade etmek isterim; Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmeleri, uluslararası aktörlerin Kıbrıs üzerindeki hesaplarını ve bölgenin giderek daha karmaşık hâle gelen jeopolitiğini ciddiye almak gerekir. Tarih boyunca büyük güçlerin rekabet alanı olan bu coğrafyada hiçbir gelişme hafife alınamaz. Dolayısıyla dile getirilen uyarılar üzerinde düşünmek, devlet ciddiyetinin de bir gereğidir.

Ancak beni düşündüren asıl mesele, bu uyarılardan sonra ne söylediğimizdir.

Eğer gerçekten Türkiye’nin garantörlüğünü hedef alan planlar hazırlanıyorsa…

Eğer uluslararası dengeler Kıbrıs üzerinde yeniden şekilleniyorsa…

Eğer psikolojik operasyonlar, diplomatik baskılar ve yeni ittifaklar kuruluyorsa…

Bizim buna karşı hazırladığımız strateji nedir?

Çünkü artık savaşlar değişti.

Eskiden ülkeler cephelerde karşı karşıya gelirdi. Bugün ise mücadele; diplomasi masalarında, uluslararası hukukta, medya alanında, ekonomide, enerji politikalarında ve global kamuoyu oluşturma süreçlerinde veriliyor. Günümüzün en etkili silahı çoğu zaman bir füze değil; doğru bilgi, güçlü strateji ve algıyı yönetebilme becerisidir.

Bu nedenle yalnızca tehlikeyi anlatmak, toplumda kaygı oluşturabilir; fakat tek başına çözüm üretmez.

Asıl ihtiyaç duyduğumuz şey, tehdidin yanında çözümün de konuşulmasıdır.

Devlet aklı sadece tehlikeyi teşhis etmez; ona karşı uygulanabilir bir yol haritası da ortaya koyar.

Bugün Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni beğenelim ya da beğenmeyelim, uluslararası alanda ciddi bir diplomasi yürütüyor. Avrupa Birliği içinde etkin çalışıyor. Bölgesel enerji projelerinde yer alıyor. Uluslararası hukuk mekanizmalarını kullanıyor. İttifaklar kuruyor. Dünya kamuoyunu etkilemeye çalışıyor.

Peki biz?

Biz hangi yeni diplomatik hamleyi hazırlıyoruz?

Hangi uluslararası hukuk stratejisini geliştiriyoruz?

Hangi kamu diplomasisini yürütüyoruz?

Hangi ekonomik ve siyasi vizyonu dünyaya anlatıyoruz?

Bu soruların cevaplarını konuşmadan sadece karşı tarafın ne yaptığını anlatmak, eksik bir değerlendirme olmaz mı?

Beni ayrıca rahatsız eden başka bir alışkanlığımız daha var.

Kıbrıs söz konusu olduğunda bazı çevreler hâlâ meseleyi sloganlarla açıklamaya çalışıyor.

“Bir karış toprak vermeyiz.”

“Bir avuç Rum bize ne yapabilir?”

“On milyonluk Yunanistan mı Türkiye’ye kafa tutacak?”

Diğer tarafta ise, rakı masalarında oturup bir gecede Kıbrıs sorununu çözdüğünü düşünen romantik yaklaşımlar…

Olası bir plan süreci bu söylemlerle ilerlemez  biz o masada kaybederiz. Barışçıl olmanın 21. yüzyılda artık dana yeni modelleri var. Bu söylemlerle değil!

İdeolojileri farklı olsa da ortak noktaları aynı: Uluslararası siyaseti sloganlarla açıklamaya çalışmaları.

Oysa bu tür söylemlerin, iç kamuoyunu heyecanlandırmanın dışında ciddi bir karşılığı yoktur. Oy için bunları konuşan koltuk sevdalılarının da ihanetini böyle görüyoruz.

Uluslararası ilişkiler mahalle kabadayılığıyla yürümüyor.

Devletler, “Ben daha güçlüyüm.” diyerek değil; strateji üreterek, doğru ittifaklar kurarak, ekonomi inşa ederek, uluslararası hukuku kullanarak ve psikolojik üstünlük sağlayarak sonuç alıyor.

Kıbrıs bunun en somut örneğidir.

1974’ten bu yana, nüfus olarak Türkiye’den katbekat küçük olan Rum tarafı, uluslararası tanınmışlığını ve Avrupa Birliği üyeliğini kullanarak Türkiye’nin dış politikasını etkileyen önemli bir aktör hâline geldi. Kuzey Kıbrıs ise onlarca yıldır tanınmamışlığın doğurduğu siyasi ve ekonomik sorunlarla yaşamaya devam ediyor. Politikadaki başarıyı, Türkiye’nin parası ile yatırım yapıp bunun üzerinden hava atmak ya da başçıl olmayı iki toplumlu çalışmalara katılmak olarak okunuyor.

Gerçekçilik bu değil, politika bu değil.

Öye yandan ülkelerin gücü coğrafik büyüklükleri yada nüfusları ile ölçülmüyor.  

Bu tablo bize çok açık bir gerçeği gösteriyor:

Demek ki güç, sadece nüfus değildir.

Güç, sadece asker sayısı da değildir.

Güç; akıldır.

Güç; stratejidir.

Güç; kurumdur.

Güç; diplomatik kapasitedir.

Güç; uluslararası algıyı yönetebilmektir.

Bugün dünyaya baktığımızda bunun sayısız örneğini görüyoruz.

Yaklaşık 17 milyonluk Yahudi nüfusu, dünya siyasetinde, bilimde, teknolojide, ekonomide ve uluslararası ilişkilerde nüfusuyla açıklanamayacak kadar büyük bir etki oluşturabiliyor.

Bunun nedeni sayı değildir.

Bunun nedeni; uzun vadeli düşünmek, kurumsallaşmak, bilgi üretmek, profesyonellerle çalışmak, kamu diplomasisini yönetmek ve stratejik aklı merkeze koymaktır.

Demek ki mesele “kaç kişiyiz?” sorusu değildir.

Mesele, sahip olduğumuz insan kaynağını nasıl değerlendirdiğimizdir.

Mesele, geleceği planlayıp planlayamadığımızdır.

Mesele, günü kurtaran sloganlar mı üretiyoruz; yoksa gelecek elli yılı şekillendirecek devlet politikaları mı geliştiriyoruz sorusudur.

İşte bu nedenle, Kıbrıs üzerine yapılan her uyarıyı dikkatle dinlemek gerekir. Fakat aynı zamanda şu soruyu da cesaretle sormamız gerekir:

Alternatifimiz nedir?

Planımız nedir?

Dünyaya anlatacağımız yeni hikâyemiz nedir?

Bizim kurunsal strateşimiz nedir? Mesela 50 yıllık bir planımız var mı? Hedefimiz bedir? Bu soruların hepsini Yeşilhat’tın güneyinde bulanikirsiniz ama kuzeyde de var mı? 

Toplumlar, önlerine hedef koyan, çözüm üreten ve gelecek inşa eden vizyonlarla güçlenir.

Yıllar yıllar önce varlığı ile onur duyduğu Gazeteci yazar Hasan Kahvecioğlu bir yazısında “ortak tarihi ce ortak hayalleri olan kitlelere toplum denir, aksi halde sadece kalabalık denir” dediğinde vatandever (!) abiler anlamak yerine kızmışlardı. KKTC’de yalayan nüfusun ortak yanları nedir? Kalmış mıdır?

Bugün Kıbrıs’ın ihtiyacı yeni korkular değil, yeni stratejilerdir.

Yeni sloganlar değil, yeni diplomatik hamlelerdir.

Yeni hamaset değil, yeni devlet aklıdır.

Ve belki de artık hepimizin sorması gereken en önemli soru şudur:

Karşımızda gerçekten uluslararası ölçekte hazırlanmış bir plan varsa, bizim de aynı ciddiyetle hazırlanmış, dünyayı ikna edebilecek bir karşı planımız var mı?

Çünkü 21. yüzyılda devletlerin kaderini belirleyen şey yalnızca askerî güç değildir; aklı, stratejiyi ve psikolojiyi yönetebilme becerisidir. Kıbrıs’ın geleceği de tam olarak bu alanda verilecek mücadelenin sonucuyla şekillenecektir. 
Size hayati bir ipucu vereceğim. Tabımaktan onur duyduğum, politik psikoloji dehası Prof. Dr.Vamık Volkan’ın kurucusu ve onursal başkanı olduğu IDI bugüne kadar ne yapmıştır? Dünya meselelerine neler katmıştır bir bakın. 
Ve sorun kendinize bizim bir IDI’ımız neden yok!


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Dr. Ferhat ATİK yazıları