İskele

Yayın Tarihi: 29/06/26 11:03
okuma süresi: 4 dak.

İskele'yi uzun yıllar sonra yeniden gördüm.

İlk hissettiğim şey, gelişme oldu. İkinci hissettiğim ise, acaba fazla mı geliştik?

Adanın güneyindeki eski İskele'den koparılan insanların yeniden hayat kurduğu bu kent, yıllar içinde sadece yeni evlerin değil, yeni umutların da adresi olmuştu. Sonra Karpaz'ın kapısı haline geldi. Bugün ise parkları, yürüyüş yolları, bisiklet güzergâhları, sosyal alanları ve belediyecilik hizmetleriyle gerçekten örnek gösterilebilecek birçok çalışmaya sahip. İskele Belediyesi'nin özellikle kamusal yaşamı güçlendiren yatırımlarını görmezden gelmek haksızlık olur.

Ancak bütün bunların arasında insanın zihnini rahatsız eden başka bir manzara yükseliyor.

Beton...

Her tarafta beton...

Gökyüzüne doğru yarışan vinçler...

Bitmek bilmeyen inşaatlar...

Birbiri ardına yükselen yüzlerce blok...

Şehrin siluetini artık ağaçlar değil, kuleler belirliyor.

Üstelik insan ister istemez şu soruyu soruyor:

Bu kadar konutta gerçekten kim yaşayacak?

Pencereleri açılmayan binlerce daire... Akşam olduğunda karanlık kalan yüzlerce blok... Satılmış mı, satılmamış mı belli olmayan devasa yapılar...

Şehir büyüyor gibi görünüyor ama acaba gerçekten büyüyor mu?

Bir kenti büyüten, yalnızca beton değildir. İnsan sesidir. Mahalle kültürüdür. Çocuk kahkahasıdır. Meydanlarda oturan yaşlılardır. Komşuluk ilişkisidir.

Boş balkonların hiçbir şehre hayat verdiği görülmemiştir.

İskele'nin bugün karşı karşıya olduğu en büyük tehlike belki de budur. Sayılar büyürken ruh küçülüyor olabilir.

İşin en ilginç yanı ise her projenin kendi içinde estetik iddiası taşımasıdır. Mimarlar elbette güzel binalar tasarlamaya çalışıyor. Müteahhitler kendi projelerini diğerinden farklı göstermeye uğraşıyor.

Fakat tek tek bakıldığında başarılı görünen yapılar, yan yana geldiğinde dev bir beton denizine dönüşüyor.

Şehir bazen tek tek binalarla değil, bütün olarak kaybedilir.

İskele'de dolaşırken zihnimde istemsizce bir benzetme oluştu.

Sanki Kapalı Maraş'ın bu kez açık olan hâlini geziyormuşum gibi hissettim.

Elbette burada hayat var. İşletmeler var. İnsanlar var. Ama yükselen yapı yoğunluğu, gelecekte nüfusun yetişemeyeceği kadar hızlı ilerliyor izlenimi bırakıyor.

Şehir planlamasında en tehlikeli soru, "Daha ne kadar inşa edebiliriz?" değildir.

Asıl soru şudur:

"Daha ne kadar yaşam üretebiliriz?"

Çünkü beton yapmak kolaydır.

Şehir inşa etmek ise çok zordur.

İskele hâlâ bu dengeyi kurabilecek şansa sahip.

Bugün alınacak cesur planlama kararları, yarının pişmanlıklarını önleyebilir. Daha fazla yeşil alan, daha kontrollü yoğunluk, mimari bütünlük ve gerçekten yaşanabilir mahalleler...

Belki de artık hızın değil, ölçünün zamanı gelmiştir.

Çünkü şehirler vinçlerle değil, vicdanla büyür.

Girne ve Lefkoşa'da geç kaldık, bari İskele'yi kurtaralım.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Dr. Ferhat ATİK yazıları