Toprak mı, tanınma mı?
Kıbrıs meselesinde bazen tek bir kelime, yılların bütün acısını, korkusunu, umudunu ve ortak hafızasını içinde taşır. "Toprak" böyle bir kelimedir. "Tanınma" da öyle. Biri çocukluğun geçtiği sokağı, geride bırakılan evi, aile mezarını ve kökleri hatırlatır; diğeri ise onuru, eşitliği ve dünyaya kendi adıyla var olabilme arzusunu... İşte bu yüzden son günlerde yeniden konuşulan "toprak karşılığında tanınma" tartışması, sıradan bir diplomatik formül değil, Kıbrıs'ın en hassas meselesidir.
Öncelikle altını çizmek gerekir ki, Birleşmiş Milletler tarafından açıklanmış yeni ve resmi bir Kıbrıs planı bulunmuyor. Kamuoyuna yansıyanlar, daha çok diplomatik çevrelerde konuşulan olası senaryolar ve tarafların nabzını ölçmeye yönelik değerlendirmelerden ibaret. Ancak bunlar bile bize önemli bir gerçeği gösteriyor: Kıbrıs meselesi, yıllar geçse de uluslararası gündemde yerini koruyor ve çözüm arayışları farklı biçimlerde devam ediyor. Fakat çözüm ararken unutulmaması gereken bir gerçek var. Kıbrıs'ta mesele yalnızca birkaç kilometrekarelik toprak değildir. Asıl mesele güven duygusudur. Asıl mesele siyasi eşitliktir, iki toplumun da geleceğe korkmadan bakabileceği ortak bir zemin oluşturabilmektir.
Kıbrıslı Türkler açısından konu yalnızca arazi değil; bu adada eşit ve saygın bir halk olarak var olabilme talebidir. Kıbrıslı Rumlar açısındansa mesele, geride bırakılan evlerin, köylerin ve kaybedilen hayatların adalet duygusuyla buluşmasıdır. Bu iki gerçeği aynı anda görebilmek, belki de çözümün ilk şartıdır.
Bugün taraflardan birinin bütün beklentilerinden vazgeçmesini istemek gerçekçi değildir. Aynı şekilde "diğer tarafın" tarihi acılarını görmezden gelmek de barış üretmez. Kalıcı çözüm, bir tarafın kazandığı diğer tarafın kaybettiği bir denklemle kurulamaz. Çünkü böyle bir barış, ilk siyasi krizle birlikte yeniden yok olmaya mahkumdur.
Belki de artık büyük sloganlardan çok, güven inşa edecek küçük ama samimi adımlara ihtiyaç var. Daha fazla diyalog, daha fazla iş birliği, daha fazla ekonomik ve kültürel temas... Çünkü masalarda imzalanan anlaşmaları kalıcı kılan şey yalnızca siyaset değildir; toplumların birbirine yeniden güvenebilmesidir.
Kıbrıs, yarım asrı aşkın süredir haritaları tartışıyor. Belki artık haritalardan önce zihinlerimizi değiştirmeyi konuşmalıyız. Çünkü barış, yalnız sınırların değil, önyargıların da aşılmasıyla mümkündür. Ve ideolojilerle ilerleyebilen bir hedef değildir. Bu ada artık yeni krizleri değil, yeni umutları hak ediyor. Toprak konuşulacaksa adaletle konuşulmalı, tanınma konuşulacaksa eşitlikle konuşulmalı, çözüm konuşulacaksa insan onuru merkeze alınmalıdır. Çünkü Kıbrıs'ın ihtiyacı bir tarafın zaferi değil, iki halkın da kendisini güvende hissedeceği, çocuklarına huzur bırakabileceği kalıcı ve onurlu bir barıştır.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.