NE VAR BU DAVRANIŞTA

Uzm. Gelişim Psikoloğu Nisan ERKAN
nisan.erkan@kibrispostasi.com
Uzm. Gelişim Psikoloğu Nisan ERKAN

Ergen değişirken iletişim de değişmeli: Kimlik arayışında ailenin rolü

Yayın Tarihi: 24/09/26 10:27
okuma süresi: 7 dak.

Geçtiğimiz haftaki yazımda ergenlik dönemindeki kimlik arayışından, gencin “Ben kimim, neye inanıyorum ve nasıl biri olmak istiyorum?” sorularına cevap bulmaya çalışmasından söz etmiştim. Bu arayış yalnızca gencin iç dünyasında yaşanmıyor. Aile içindeki konuşmalara, tartışmalara, sınırlara ve hatta sessizliklere de yansıyor. Bu nedenle ergenlikte değişen yalnızca genç değil, ebeveyn ile çocuk arasındaki iletişimin de değişmesi kritiktir.

Çocukluk yıllarında ebeveynin açıklaması çoğu zaman yeterlidir. Ancak ergen, artık kendisine söyleneni yalnızca uygulamak değil, nedenini anlamak ve kendi görüşünü ifade etmek ister. Bazen ebeveynler bunu “Her söylediğime bir cevabı var” şeklinde yorumlayabiliyor. Oysa her itiraz saygısızlık, her sorgulama da otoriteye meydan okuma değildir. Bazen genç, kendi düşüncesinin aile içinde bir yeri olup olmadığını sınamaktadır.

Bu noktada ebeveynlerin en sık düştüğü tuzaklardan biri, konuşmayı hızla bir ikna çabasına dönüştürmektir. Genç bir sorun anlattığında hemen çözüm sunmak, hatasını göstermek veya ne yapması gerektiğini söylemek iyi niyetli olabilir. Fakat genç çoğu zaman çözümden önce anlaşılmaya ihtiyaç duyar. “Bunda üzülecek ne var?”, “Biz senin yaşındayken…” ya da “Sana söylemiştim” gibi ifadeler konuşmayı kapatabilir. Bunun yerine “Bu yaşanan seni nasıl etkiledi?” veya “Şu anda benden fikir mi istiyorsun, yoksa sadece dinlememi mi?” diye sormak iletişimin yönünü değiştirebilir.

Dinlemek, gencin söylediği her şeye katılmak anlamına gelmez. Ebeveyn, “Senin neden böyle düşündüğünü anlayabiliyorum ama bu konuda farklı düşünüyorum” diyebilir. Böylece gence hem görüşünün duyulduğu hem de iki insanın birbirinden farklı düşünebileceği mesajı verir. Kimliğini oluşturmaya çalışan bir genç için bu deneyim oldukça kıymetlidir, çünkü farklı düşündüğünde, utandırılmadığını ve ilişkiyi kaybetmediğini görür.

Konuşurken davranış ile kimliği birbirinden ayırmak da gerekir. “Bu hafta iki kez ödevini tamamlamadın” demek somut bir davranışı tarif ederken, “Sen zaten sorumsuzsun” demek gencin kimliğine yönelik bir etikete dönüşür. “Tembelsin”, “Bencilsin” veya “Kardeşin senin gibi değildi” gibi ifadeler, çözülmesi gereken davranıştan uzaklaştırıp genci kendisini savunmaya iter. Üstelik kimliğini henüz oluşturan bir genç, tekrar tekrar duyduğu bu tanımları zamanla kendisine ait gerçekler gibi benimseyebilir. Bu nedenle eleştirinin kişiliğe değil davranışa yönelmesi ve değişmesi beklenen şeyin açıkça söylenmesi daha sağlıklıdır.

Ergenlikte çatışmaların önemli bir bölümü bağımsızlık ve sınırlar etrafında yaşanır. Eve dönüş saati, telefon kullanımı, arkadaş seçimleri, kıyafetler ve ders çalışma düzeni sık tartışılan konulardandır. Burada bütün sınırları kaldırmak kadar her ayrıntıyı kontrol etmeye çalışmak da iletişimi zorlaştırır. Aileler, hangi kuralların güvenlikle ilgili olduğu için pazarlığa açık olmadığını, hangilerinde gence seçim alanı tanınabileceğini ayırabilir. Örneğin nerede ve kimlerle olduğunu haber vermesi güvenlikle ilgili bir sınır olabilirken, ne giyeceği ise belirli koşullar içinde kendi seçimine bırakılabilir. Sınırların gerekçesini açıklamak ve bazılarını birlikte belirlemek, gencin sorumluluk geliştirmesine de yardımcı olur.

Mahremiyet ihtiyacı da bu dönemde artar. Odasının kapısını kapatması, bazı düşüncelerini arkadaşlarıyla paylaşmayı tercih etmesi veya her ayrıntıyı ailesine anlatmaması, mutlaka aileden uzaklaştığı anlamına gelmez. Ebeveynin kapıyı çalması, mesajlarını izinsiz okumaması ve her konuşmayı sorguya dönüştürmemesi güveni besler. Elbette kendine zarar verme, istismar, madde kullanımı veya ciddi güvenlik riski şüphesi varsa ebeveynin müdahale etmesi gerekir. Ancak olağan mahremiyet ihtiyacıyla tehlikeli bir gizliliği birbirinden ayırmak önemlidir.

İletişimde sözcükler kadar ebeveynin duygusunu nasıl yönettiği de belirleyicidir. Yetişkin sesini yükselttiğinde, küçümsediğinde veya eski hataları tekrar tekrar gündeme getirdiğinde genç de kendisini savunmaya geçer. Tartışma çok yükseldiyse konuşmaya kısa bir ara verip sakinleştikten sonra devam etmek, o anda mutlaka sonuca ulaşmaya çalışmaktan daha işlevseldir. “Şu anda ikimiz de çok öfkeliyiz, yirmi dakika sonra tekrar konuşalım” demek kaçmak değil, ilişkiyi korumaktır.

Elbette ebeveynler de hata yapabilir. Haksız yere bağırdıktan sonra “Ama sen de beni çok kızdırdın” demek özrü geçersizleştirir. “Sesimi yükseltmem doğru değildi. Kızgın olsam da bunu başka türlü ifade etmeliydim” diyebilmek ise sorumluluk almanın güçlü bir örneğidir. Böyle bir özür ebeveynin otoritesini azaltmaz, gence ilişkilerde hataların konuşulabileceğini ve bağın yeniden kurulabileceğini öğretir.

Ergenle güçlü iletişim, her şeyi anlatmasını sağlamak veya hiç tartışmamak değildir. Amaç, anlaşmazlık yaşandığında bile konuşabileceği güvenli bir ilişkiyi sürdürebilmektir. Bazen genç o anda konuşmak istemeyebilir. “Hazır olduğunda buradayım” diyerek alan tanımak, peş peşe soru sormaktan daha fazla yakınlık yaratabilir.

İlişkinin yalnızca kurallar, dersler ve sorunlar üzerinden yürümemesi de önemlidir. Ebeveyn çocuğuyla sadece bir problem olduğunda konuşuyorsa, zaman içerisinde genç her sohbet başlangıcını yeni bir eleştiri veya sorgulama olarak algılayabilir. Birlikte kısa bir yürüyüş yapmak, sevdiği bir diziyi sormak, arabada müzik dinlemek veya haftada bir kez telefonsuz çay içmek gibi küçük temaslar iletişimin zeminini güçlendirir. Gençler çoğu zaman karşılarına oturtulup “Hadi anlat” dendiğinde değil, gündelik bir şey yaparken kendiliğinden açılırlar.

Kimlik arayışı içindeki genç, bir yandan ailesinden farklılaşmaya çalışırken diğer yandan hâlâ onların desteğine ihtiyaç duyar. Bu nedenle ebeveynin verebileceği en güçlü mesajlardan biri şudur: “Her seçimine katılmayabilirim, bazı konularda sana sınır da koyabilirim, ama seni dinlemeye ve yanında kalmaya devam edeceğim.”

Çünkü ergenlikte sağlıklı iletişim, genci kendimize benzetmek değil, kendi sesini bulurken ilişkiyi kaybetmemesini sağlamaktır.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.