Önce vicdanı kaybettik

Yayın Tarihi: 08/02/26 07:00
okuma süresi: 3 dak.

Vicdan, insanın içindeki en sessiz ama en belirleyici yasadır. Ne anayasalar kadar görünürdür ne de mahkeme kararları kadar bağlayıcı; fakat bütün hukukun ve bütün ahlakın görünmeyen temelini oluşturur. Bir toplumun gerçek niteliği, sahip olduğu teknolojiden, zenginlikten ya da askeri gücünden çok, bireylerinin vicdan kapasitesiyle ölçülür. Çünkü vicdan, insanı yalnızca kurallara uymaya değil, başkasının acısını kendi acısı gibi hissetmeye çağırır. Vicdanın olmadığı bir dünyayı düşünmek, aslında insanlığın en karanlık ihtimallerini düşünmektir. Böyle bir dünyada yasa, yalnızca güçlü olanın elinde bir araç hâline gelir. Güç, haklılığın yerine geçer; çıkar, adaletin önüne oturur. İnsan ilişkileri güven yerine şüpheyle örülür. Kimse kimseye içten bir sorumluluk hissetmez; yardım, dayanışma ve merhamet yerini soğuk bir hesapçılığa bırakır. Vicdansızlık, kötülüğü istisna olmaktan çıkarır ve sıradanlaştırır.

Tarihin en ağır kırılmaları, çoğu zaman vicdanın sustuğu anlarda ortaya çıkmıştır. Savaşlar, kitlesel adaletsizlikler ve sistematik zulümler, yalnızca siyasi ya da ekonomik kararların sonucu değildir; aynı zamanda vicdanın kolektif olarak askıya alınmasının ürünüdür. İnsan, başkasını bir insan olarak görmekten vazgeçtiği anda, kötülüğün sınırları genişler. Vicdan, bu yüzden yalnızca bireysel bir erdem değil, toplumsal bir güvenlik mekanizmasıdır.

Günlük hayatta da vicdanın yokluğu daha küçük ama birikimli yaralar açar. Yalanın normalleştiği, emeğin sömürüldüğü, zayıfın görmezden gelindiği bir ortamda insanlar giderek içlerine kapanır. Toplum, görünürde işleyen ama içeriden çürüyen bir yapıya dönüşür. Ekonomik kalkınma ya da teknolojik ilerleme, bu çürümeyi telafi edemez; çünkü vicdan olmadan ilerleme, yönünü kaybetmiş bir hızdan ibarettir.

Vicdan, insanı yalnızca kötülükten alıkoyan bir fren değildir; aynı zamanda iyiliğe doğru iten bir pusuladır. Başkasının hakkını gözetmek, adaletsizliğe itiraz etmek, sessiz kalmanın daha kolay olduğu yerde söz almak vicdanın eyleme dönüşmüş hâlidir. Bu nedenle vicdan, soyut bir duygu değil, pratik bir sorumluluktur.

Dünya, vicdan sayesinde yaşanabilir bir yer olmaya devam eder. Onun zayıfladığı her yerde kötülük daha cesur, iyilik daha kırılgan olur. Bu yüzden asıl mesele, vicdanı büyük söylemlerle yüceltmek değil, onu gündelik hayatın en küçük kararlarında bile diri tutmaktır. Çünkü insanlığı ayakta tutan şey, çoğu zaman görünmeyen bu iç sestir; sustuğunda yalnızca birey değil, bütün bir dünya eksilir.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.