Toplumun sertleşmesi

Yayın Tarihi: 27/09/26 10:00
okuma süresi: 5 dak.

Toplumların yalnızca ekonomik krizlerle, siyasal gerilimlerle ya da kurumların zayıflamasıyla sertleştiğini düşünmek eksik olur. Bazen asıl sertleşme çok daha gündelik bir yerde başlar: İnsanların birbirine tahammülünün azalmasında, dinleme isteğinin kaybolmasında, farklı olanı hemen tehdit olarak görmesinde, küçük bir hataya büyük bir öfkeyle karşılık verilmesinde. Sokakta, iş yerinde, ailede, trafikte ve sosyal medyada giderek daha görünür hale gelen bu sertlik, yalnızca nezaket meselesi değildir. Bir toplumun duygusal iklimini gösterir.

İnsanlar uzun süre kendilerini güvensiz, değersiz ya da görünmez hissettiklerinde, bu duygu başka biçimlerde dışarı çıkmaya başlar. Kimi zaman öfke olarak, kimi zaman alaycılık, kimi zaman aşırı savunmacılık, kimi zaman da sürekli bir üstünlük ihtiyacı olarak. Herkes kendi kırılganlığını gizlemeye çalışırken, ortak hayat giderek daha kaba bir dile teslim olur. Böyle dönemlerde en çok kaybedilen şeylerden biri merhamettir. Merhamet, çoğu zaman yanlış anlaşılır; zayıflık, taviz ya da duygusallık sanılır. Oysa merhamet, karşımızdakinin insanlığını unutmamaktır. Onun yanlışına itiraz ederken onurunu ezmemek, farklı düşünürken varlığını küçümsememek, kendi acımızı başkasının acısını değersizleştirmek için kullanmamaktır.

Bugün birçok insan, duyulmadığından şikâyet ediyor. Fakat aynı zamanda herkes konuşuyor. Bu çelişki üzerinde durmak gerekir. İletişim araçlarının çoğaldığı bir çağda dinleme kapasitemizin azalması tesadüf değildir. Çünkü modern iletişim düzeni, insanı çoğu zaman anlamaya değil, tepki vermeye teşvik ediyor. Bir cümleyi tamamlamadan cevap hazırlıyoruz. Bir fikrin bağlamını anlamadan tarafımızı belirliyoruz. Bir insanın hikâyesini bilmeden hüküm veriyoruz. Hız, bizi yalnızca bilgiye değil, önyargıya da daha çabuk ulaştırıyor.

Oysa birlikte yaşayabilmenin en temel şartlarından biri, karşımızdaki insanı yalnızca fikriyle değil, bütünlüğüyle görebilmektir. İnsan tek bir görüşten, tek bir hatadan, tek bir kimlikten ibaret değildir. Herkesin görünmeyen bir geçmişi, taşıdığı bir kaygı, kendine sakladığı bir kırgınlık vardır. Bu, yanlışları meşrulaştırmaz; fakat yargılamadan önce anlamayı gerekli kılar. Bir toplumun olgunluğu da biraz burada ölçülür. Ne kadar hızlı cezalandırdığıyla değil, ne kadar adil düşündüğüyle.
Kıbrıs gibi küçük toplumlarda bu mesele daha da önemlidir. İnsanlar birbirini tanır, hikâyeler hızla yayılır, sosyal mesafe sınırlıdır. Bu yakınlık büyük bir dayanışma imkânı yaratabileceği gibi, aynı ölçüde ağır bir toplumsal baskıya da dönüşebilir. Bir insanın hatası uzun süre peşinden gelebilir, özel hayatı kolayca kamusal konuşmanın malzemesi olabilir, farklı olana tahammül daha düşük hale gelebilir. Küçük toplumlarda merhamet bu nedenle yalnızca ahlaki bir erdem değil, toplumsal denge meselesidir.

Bir toplumun geleceği yalnızca büyük kararlarla kurulmaz. Günlük dilimiz, birbirimize bakışımız, çocuklara nasıl davrandığımız, yaşlıları ne ölçüde dinlediğimiz, farklı olana ne kadar alan açtığımız da o geleceği belirler. Sertlik bulaşıcıdır ama merhamet de öyledir. Bir insanın başka bir insana gösterdiği incelik, görünenden daha büyük bir etki yaratabilir. Çünkü insan davranışı çoğu zaman gördüğünü tekrar eder.

Belki de bugün ihtiyacımız olan şey, daha fazla konuşmak değil, daha dikkatli konuşmaktır. Daha fazla tepki vermek değil, daha fazla anlamaya çalışmaktır. Her konuda aynı düşünmek mümkün değildir ve zaten gerekli de değildir. Fakat farklı düşünürken insan kalabilmek mümkündür. Bir toplum bunu kaybettiğinde yalnızca nezaketini değil, birlikte yaşama iradesini de kaybetmeye başlar.

Sevgi bazen büyük ve romantik bir kelime gibi görünüyor. Oysa toplumsal hayatta sevginin karşılığı çoğu zaman çok daha sade şeylerdir: Adalet, sabır, saygı, merhamet ve insanın karşısındakini kendisi kadar gerçek kabul etmesi. Bunlar azaldığında toplum sertleşir. Çoğaldığında ise insanlar birbirinden korkmadan yaşamaya başlar. Belki bugün yeniden hatırlamamız gereken şey tam olarak budur.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Dr. Ferhat ATİK yazıları