Bir Cumartesi sabahıydı

Yayın Tarihi: 08/10/26 07:58
okuma süresi: 9 dak.

Bir müzik festivalinde gece henüz bitmemişti. Gençlerin bazıları dans ediyor, bazıları arkadaşlarıyla konuşuyor, bazıları sabahın ilk ışığında eve dönmeyi düşünüyordu. Evlerde çocuklar uyuyordu. Birileri kahvaltı hazırlayacaktı. Birileri birazdan köpeğini dışarı çıkaracaktı. Bir anne çocuğunun odasının kapısını açacak, bir baba kahvesini koyacak, yaşlı bir çift sıradan bir cumartesiye uyanacaktı.

Sonra gökyüzü değişti.

Saat 06.29’da Gazze’den İsrail’e yoğun roket ateşi başladı. Aynı dakikalarda sınırın farklı noktalarında bariyerler aşılmaya başlandı. Silahlı gruplar motosikletlerle, araçlarla ve bazı noktalarda motorlu yamaç paraşütleriyle İsrail tarafına geçti. Bu, sınırdaki tek bir askeri noktaya yönelik sınırlı bir baskın değildi. Sonradan yapılan araştırmalar, saldırının askeri tesislerle birlikte sivil yerleşimleri ve insanların toplandığı alanları da kapsayan geniş ve koordineli bir harekat olduğunu ortaya koyacaktı. 

Saat ilerliyordu.

Sabahın ilk bölümünde silahlı kişiler Gazze çevresindeki yerleşimlere ulaştı. Sderot, Ofakim, Be’eri, Kfar Aza, Nir Oz, Nahal Oz ve başka yerleşimler saldırının içine çekildi. Bazı insanlar evlerinin güvenli odalarına kapandı. Bazıları kapılarının arkasında silah seslerini dinledi. Bazıları yakınlarına telefon açtı. Bazıları yardım istedi. Bazıları yardımın geleceğini düşündü.

Ama birçok yerde yardım çok geç gelecekti.

İsrail ordusunun daha sonra yaptığı kendi incelemesi dahi özellikle Be’eri’de sivilleri korumakta başarısız olunduğunu kabul etti. Ordu saldırının ölçeğine hazırlıklı değildi; yeterli kuvvet bölgede değildi ve durumun bütünü saatler boyunca anlaşılamadı. Be’eri’de yüzün üzerinde insan öldürüldü, 32 kişi Gazze’ye götürüldü. 

Saat 07.00’yi geçerken başka bir yerde müzik hâlâ birkaç dakika öncesinin hatırasıydı.

Re’im yakınlarında düzenlenen Nova müzik festivaline binlerce genç gelmişti. İlk roketlerle birlikte eğlence sona erdi. İnsanlar bölgeden ayrılmaya çalıştı. Yollarda araçlar birikti. Ardından silahlı kişiler festival alanına ve kaçış güzergahlarına ulaştı.

Dans etmek için gelen insanlar bu kez saklanacak yer arıyordu.

Bazıları tarlalara koştu.

Bazıları araçların arkasına saklandı.

Bazıları yol kenarındaki sığınaklara girdi.

Bazıları arkadaşlarından ayrıldı ve onları bir daha hiç görmedi.

Bugün o festival alanında yüzlerce insanın fotoğrafı bulunuyor. Reuters’ın güncel bilançosuna göre Nova festivali ve çevresinde 348 kişi öldürüldü. 

Fakat o sabah yaşananlar festival alanıyla sınırlı değildi.

Silahlı gruplar evlere girdi. Yollardaki insanlara ateş açıldı. Siviller öldürüldü. İnsanlar evlerinden çıkarıldı. Kadınlar, erkekler, yaşlılar ve çocuklar Gazze’ye götürülmek üzere kaçırıldı. Human Rights Watch daha sonra 144 kişiyle görüşecek, 280’den fazla fotoğraf ve videoyu inceleyecek ve saldırının gerçekleştiği yerlerin büyük bölümündeki ağır ihlalleri belgelemeye çalışacaktı. Araştırmanın vardığı sonuç son derece ağırdı: Sivillerin öldürülmesi ve insanların rehin alınması saldırının tesadüfi yan sonuçları değildi; siviller saldırının ilk anlarından itibaren hedef alınmıştı.

Sabah ilerledi.

Telefonlara mesajlar düştü.

“Evin içindeler.”

“Lütfen yardım gönderin.”

“Nereye kaçacağımızı bilmiyoruz.”

Bir ülkenin güvenlik sistemi çökerken sıradan insanlar kapıların arkasında bekliyordu.

Bazı yerlerde saldırganlarla İsrailli güvenlik güçleri arasında çatışmalar başladı. Bazı yerlerde ise saatler boyunca siviller kendi başlarına kaldı. Daha sonra bütün bunların neden önlenemediği, istihbaratın neyi göremediği, ordunun neden zamanında müdahale edemediği İsrail’de büyük bir siyasi ve askeri hesaplaşmanın konusu olacaktı.

Ama evinin içinde saklanan insan için o anda bunun hiçbir önemi yoktu.

Onun dünyası birkaç metrekareden ibaretti.

Kapının açılıp açılmayacağı.

Çocuğunun ses çıkarıp çıkarmayacağı.

Telefonunun şarjının yetip yetmeyeceği.

Ve dışarıdan gelen ayak seslerinin kendi evinin önünde durup durmayacağı.

Saatler geçti.

Ölülerin sayısı arttı.

Kaçırılanların sayısı arttı.

Bir insanı öldürmekle onu rehin almak arasındaki korkunç tercih bile o sabah bazı aileler için bir gerçeğe dönüştü. Birkaç saat önce kendi yatağında uyuyan insanlar sınırın öteki tarafına götürülüyordu.

Birleşmiş Milletler’in araştırma komisyonu, Hamas’ın askeri kanadı ile diğer Filistinli silahlı grupların rehin alma savaş suçunu işlediğine dair makul gerekçeler bulunduğu sonucuna vardı. Komisyon ayrıca siviller ile savaşanlar arasında ayrım yapma yükümlülüğünün ihlal edildiğini belirtti.

Gün bittiğinde artık sabahki ülke yoktu.

Yaklaşık 1.200 insan öldürülmüştü.

251 insan rehin alınmıştı.

Ölenlerin arasında askerler vardı.

Ama siviller de vardı.

Festivalde dans eden gençler vardı.

Evlerinde bulunan aileler vardı.

Yaşlılar vardı.

Çocuklar vardı.

İsrailliler vardı, yabancı ülke vatandaşları vardı.

Ve şimdi, bütün bunların adını söyleyelim.

Tarih 7 Ekim 2023’tü.

Saldırının merkezinde Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları vardı; ona başka Filistinli silahlı gruplar da katılmıştı. Human Rights Watch, aylar süren araştırmasının ardından sivillerin öldürülmesi ve rehin alınmasını savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar kapsamında değerlendirdi.

Burada çok önemli bir ayrım yapmak zorundayız.

İsrail devletinin Filistinlilere yönelik politikalarını eleştirmek mümkündür.

Gazze’nin yıllarca abluka altında tutulmasını eleştirmek mümkündür.

İşgal politikalarını, yerleşimleri, Filistinlilerin uğradığı hak ihlallerini konuşmak gerekir.

7 Ekim’den sonra Gazze’de on binlerce insanın ölmesini, çocukların enkaz altında kalmasını, insanların açlık ve yerinden edilme ile karşı karşıya bırakılmasını da konuşmak gerekir. Nitekim uluslararası insan hakları kuruluşları İsrail’in eylemleri hakkında da çok ağır ihlal ve savaş suçu değerlendirmeleri yaptı.

Fakat bunların hiçbiri başka bir sabahın hesabını ortadan kaldırmaz.

Çünkü ahlak, kurbanın kimliğine göre değişiyorsa artık ahlak değildir.

Filistinli bir çocuğun öldürülmesi nasıl savunulamazsa İsrailli bir çocuğun öldürülmesi de savunulamaz.

Gazze’deki bir annenin çocuğunun cesedini taşıması karşısında duyduğumuz acıyı, Be’eri’deki bir annenin öldürülmesi karşısında askıya alamayız.

Bir halkın uğradığı tarihsel haksızlık başka bir halkın sivillerini öldürme ruhsatına dönüşemez.

Direniş dediğimiz kavramın da bir ahlaki sınırı vardır.

Silahlı bir askeri hedefle çatışmak başka şeydir; festivalde dans eden bir genci öldürmek başka.

Bir orduyla savaşmak başka şeydir; bir çocuğu, yaşlıyı ya da silahsız sivili rehin almak başka.

Bu ayrımı ortadan kaldırdığımız anda haklılık tartışmasının kendisini de ortadan kaldırırız.

7 Ekim’in asıl karanlığı burada yatıyor.

Hamas o sabah yalnız İsraillileri öldürmedi.

Filistin halkının haklı taleplerinin dünyada konuşulabileceği ahlaki zemine de ağır bir darbe vurdu.

Ardından İsrail’in Gazze’ye karşı başlattığı savaş geldi. Bombardımanlar, yıkılan mahalleler, ölen çocuklar, parçalanan aileler ve bugün hâlâ sonuçlarını taşıdığımız devasa bir insani felaket yaşandı. İsrail’in yaptıkları, 7 Ekim’de sivillere yapılanları haklı çıkarmaz. 7 Ekim’de sivillere yapılanlar da İsrail’in daha sonra Gazze’de yaptıklarını meşrulaştırmaz.

İnsanlığın belki de en çok unuttuğu cümle bu kadar basit:

Bir suç, başka bir suçun beraat belgesi değildir.

Bugün 7 Ekim.

Üç yıl geçti.

Saat yine 06.29 oldu.

Nova’nın bulunduğu yerde insanlar bu sabah yine o saatte yakınlarının fotoğraflarının yanında durdu. Çünkü bazı saatler takvimde ilerler, hafızada ilerlemez.

Ve belki bugün yapılması gereken, hangi bayrağın altında durduğumuzu söylemeden önce şu soruya cevap vermektir:

Bir sabah evinde uyuyan bir çocuğun, festivalde dans eden bir gencin, mutfağında kahvaltı hazırlayan bir annenin öldürülmesini, bunu yapanın kim olduğuna bakmadan reddedebiliyor muyuz?

Cevabımız evetse, hâlâ konuşabileceğimiz ortak bir insanlık zemini var demektir.

Değilse mesele artık Filistin ya da İsrail değildir.

Mesele biziz. 


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Dr. Ferhat ATİK yazıları