Seçim sonucu bize ne anlattı?
Seçimler yalnızca iktidarı kimin kuracağını göstermez. Toplumların neyi değiştirmek istediği kadar neleri değiştirmek istemediğini de
düşündürür. İsrail seçimlerine bakarken Benjamin Netanyahu'nun kişisel siyasi geleceğiyle toplumun savaş ve güvenlik politikalarına yaklaşımını birbirinden ayırmak gerekiyor. Seçim gecelerinin “kazandı” veya “bitti” şeklindeki kesin hükümleri bu karmaşık tabloyu açıklamaya yetmiyor.
Netanyahu'nun parlamento kariyeri 1988'de başladı. O yıl partisi Likud yüzde 31,1 oyla 40 sandalye kazandı; ancak bu sonuç Netanyahu'nun değil, o dönemdeki parti liderliğinin seçimiydi. Netanyahu 1993'te Likud lideri oldu. 1996'da Likud'un ortak listesi yüzde 25,1 oy ve 32 sandalye elde ederken Netanyahu ayrı yapılan doğrudan başbakanlık seçimini kazandı. 1999'da Likud yüzde 14,1'e ve 19 sandalyeye düştü. 2003'te parti yüzde 29,4 oyla 38 milletvekili çıkardı; Netanyahu o seçime parti lideri olarak girmemişti. 2006'da Likud yüzde 9 dolayına ve 12 sandalyeye geriledi. 2009'da yüzde 21,6 oy ve 27 sandalye ile Netanyahu yeniden başbakanlığın yolunu açtı.
2013'te Yisrael Beiteinu ile ortak liste yüzde 23,3 oy ve 31 sandalye elde etti. 2015'te Likud yüzde 23,4 oyla 30 sandalye kazandı. Nisan 2019'da yüzde 26,5, Eylül 2019'da yüzde 25,1; Mart 2020'de yüzde 29,5, Mart 2021'de yüzde 24,2 ve Kasım 2022'de yüzde 23,4 oy aldı. Bu rakamlar, Netanyahu'nun desteğinin hiç kesilmeyen bir yükseliş değil, sert düşüşler ve geri dönüşlerle ilerleyen bir siyasi seyir olduğunu gösteriyor. Ortak listelerle tek parti oyları doğrudan aynı şey sayılmamalıdır.
İsrail'de seçmenler tek bir ülke çapı seçim çevresinde, partilerin kapalı listelerine oy verir. İsrail'in Meclisi olan Knesset 120 milletvekilinden oluşur; parlamentoya giriş barajı yüzde 3,25'tir. Sandalyeler nispi temsille dağıtılır. Hükümetin güvenoyu için 61 milletvekilinin desteği gerekir. Tek partili çoğunluk uzun zamandır oluşmadığından koalisyon hükümetleri sistemin istisnası değil, süreklilik gösteren özelliğidir. Dolayısıyla en fazla milletvekili çıkaran parti otomatik olarak hükümeti kurmaz. Belirleyici olan, diğer partilerle kurulabilecek çoğunluğun aritmetiği ve siyasi uzlaşmasıdır.
2022'de Likud 32 sandalye elde etmiş, Netanyahu'nun desteklediği blok toplam 64 milletvekilliğine ulaşmıştı. 27 Ekim 2026 seçimlerinin 28 Ekim öğle saatlerinde aktarılan kısmi sayımında Likud'un oy oranı yaklaşık yüzde 20,84 görünüyordu. Bu oran, 2022'deki yaklaşık yüzde 23,41'e göre 2,57 yüzde puanlık düşüşe işaret ediyor. Fakat sayım kesinleşmeden nihai sandalye dağılımı veya hükümet sonucu ilan edilemez. Ayrıca yüzde puan değişimiyle göreli oy kaybı aynı ölçü değildir.
Siyasi değerlendirmede asıl dikkat edilmesi gereken şey, Netanyahu'ya verilen destekle İsrail toplumunun askeri güvenlik anlayışına verilen desteğin aynı olmamasıdır. 7 Ekim 2023 saldırılarından sonra Gazze'de yürütülen savaş, rehinelerin durumu, sivillerin ağır kayıpları ve bölgesel çatışmalar seçmen gündemini belirledi. Muhalefetin Netanyahu'ya yönelttiği eleştiriler ise yalnızca savaşın kendisine yönelik değildi. Güvenlik başarısızlığı, savaşın yönetimi, hükümetin hesap verebilirliği ve askerlik yükümlülüğünün paylaşılması da tartışıldı. Bu nedenle Netanyahu'ya karşı çıkmayı otomatik biçimde savaş karşıtlığı olarak okumak hatalıdır.
Eylül 2026'da İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsünün kamuoyu araştırmasında ordunun Gazze savaşını yönetiminden memnuniyet
yüzde 61, hükümetin savaşı yönetiminden memnuniyet ise yüzde 34 olarak bildirildi. Aradaki 27 yüzde puanlık fark siyasi bakımdan anlamlıdır:
Askeri harekâtın yönetiminden memnun olan herkes hükümetten de memnun değildir. Fakat bu bulguyu “toplumun yüzde 61'i savaşın tüm
sonuçlarını ve her politikasını onaylıyor” diye çevirmek bilimsel açıdan yanlış olur. Ordunun performansından memnuniyet, savaşın
amaçlarına, devamına veya sivil sonuçlarına koşulsuz destekle özdeş değildir. Likud'a verilen oy da hükümetin her askeri kararına verilmiş
ayrı bir onay sayılmaz.
Bu ayrım demokrasi tartışmasının merkezindedir. Sandık, çoğunluğu belirler; ama çoğunluğun her kararını ahlaken doğru veya uluslararası
hukuk açısından meşru kılmaz. Seçimle işbaşına gelen hükümetlerin de sivilleri koruma, temel haklara saygı gösterme ve hukuka uyma
yükümlülüğü vardır. Bir toplum güvenliği önceleyebilir, aynı anda iktidarın savaş yönetimini eleştirebilir. Yönetimler değişse bile toplumdaki güvenlik algıları aynı hızla değişmeyebilir.
Netanyahu'nun uzun siyasi kariyerinden ve son seçimlerin henüz kesinleşmemiş tablosundan çıkarılabilecek en sağlam sonuç şudur:
Bir liderin oy kaybı, savaş ve güvenlik yaklaşımının toplumda aynı ölçüde gerilediğinin kanıtı değildir. Demokrasinin değeri de çoğunluğun daima haklı olmasında değil, çoğunluğun kararlarının denetlenebilmesinde, eleştirilebilmesinde ve hukukla sınırlandırılabilmesindedir. Sandıktan çıkan her sonuç demokratik usule uygun olabilir; ama her demokratik sonuç dünyanın geri kalanı için kendiliğinden barış, adalet ve huzur üretmez.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.