Görmediğimiz savaşın görüntüsünü kim üretiyor?

Yayın Tarihi: 29/09/26 08:08
okuma süresi: 10 dak.

Savaş gazeteciliğinin eski ve basit görünen bir ilkesi vardı: Muhabir gider, görür, kaydeder ve anlatır. Fotoğrafçı deklanşöre basar, kamera olay yerinde bulunur, görüntü yaşanmış bir anın fiziksel izini taşır. Bugün ise bu zincirin tam ortasına yeni ve son derece güçlü bir aktör girdi: Üretken yapay zeka. Artık bazı görüntüler yalnızca görülen şeyleri göstermiyor; görülmesi mümkün olmayanı, görüntülenemeyeni veya belli bir anlatının içinde görünür hale getirilmek isteneni de üretebiliyor. Böylece gazeteciliğin çok eski bir sorusu yeniden karşımıza çıkıyor: Bir görüntü bize gerçeği mi gösterir, yoksa gerçeği nasıl görmemiz gerektiğini mi öğretir?

Soufien Abidi ve Thouraya Snoussi’nin “Functional Subjectivity in Generative Visual Artificial Intelligence: Insights from Al Jazeera’s Coverage of the Gaza War” başlıklı çalışması tam da bu kırılma noktasına bakıyor. Araştırmacılar, Al Jazeera Net’in Gazze savaşıyla ilgili 2023–2025 dönemindeki yayınlarını inceleyerek üretken görsel yapay zekanın çağdaş gazetecilikte bilgi üretme ve temsil etme biçimlerini nasıl dönüştürdüğünü tartışıyorlar. Çalışmanın özellikle üzerinde durduğu kavram ise “functional subjectivity”, yani işlevsel öznellik. Buradaki mesele yalnızca yapay zekanın görüntü üretmesi değil; üretilen görüntünün gazetecilik anlatısı içinde belirli bir bakış açısının, duygunun ve anlamlandırma biçiminin taşıyıcısı haline gelmesi.

Bu tartışmayı önemli yapan Gazze örneğinin kendisidir. Çünkü savaşlarda gazetecinin sahaya erişimi her zaman mümkün değildir. Fiziksel engeller, güvenlik riski, iletişim kesintileri, sansür, erişim yasakları ve altyapının çökmesi, gazeteciliğin en temel hammaddesi olan doğrudan gözlemi ortadan kaldırabilir. Böyle zamanlarda görüntü eksikliği yalnızca teknik bir eksiklik değildir. Haber anlatısının içinde bir boşluk meydana gelir. Üretken yapay zeka tam da bu boşluğa girmektedir.

Sorun burada başlar.

Bir haber kuruluşu elinde gerçek görüntü bulunmadığında veya anlatmak istediği olguyu sembolik biçimde göstermek istediğinde yapay zeka tarafından üretilen bir görsele başvurabilir. Teknik olarak ortaya etkileyici, hatta son derece gerçekçi bir görüntü çıkabilir. Fakat bu görüntünün fotoğraftan temel bir farkı vardır: Yaşanmış bir anın optik kaydı değildir. Algoritmanın milyonlarca görüntü arasındaki istatistiksel ilişkilerden oluşturduğu yeni bir temsildir.

Dolayısıyla önümüzde artık iki ayrı gerçeklik bulunmaktadır. Birincisi yaşanan gerçekliktir. İkincisi ise yaşanan gerçekliğin algoritmik olarak yeniden kurulmuş görüntüsüdür.

Bu ayrım küçümsenecek bir ayrım değildir. Çünkü haber fotoğrafının tarihsel gücü büyük ölçüde şu sessiz iddiadan gelir: “Bu oldu.” Fotoğrafın karşısında duran kişi görüntünün estetik yapısını tartışabilir, kadrajı eleştirebilir, fotoğrafçının seçimini sorgulayabilir; fakat fotoğraftaki anda kameranın karşısında bir şey bulunmuştur. Üretken yapay zeka görüntüsü ise aynı ontolojik güvenceyi taşımaz. Onun söylediği şey daha çok şudur: “Böyle olmuş olabilir”, “böyle tasavvur edilebilir” veya daha önemlisi “bunu böyle görmeniz istenebilir.”

İşte işlevsel öznellik kavramı burada anlam kazanıyor.

Gazetecilik hiçbir zaman tamamen öznelikten arınmış değildi. Muhabir hangi olayı takip edeceğine karar verir. Editör hangi cümlenin başlığa çıkacağını seçer. Fotoğrafçı yüzlerce kare arasından birini yayımlar. Kamera hangi yöne çevrildiyse izleyici dünyayı o kadrajdan görür. Dolayısıyla medyanın bütünüyle nötr bir pencere olduğu düşüncesi zaten uzun süredir iletişim çalışmalarında sorgulanmaktadır.

Üretken yapay zeka ise bu eski öznelliğe yeni bir katman ekliyor: Algoritmik öznellik.

Artık görüntünün arkasında yalnızca gazeteci yoktur. Promptu yazan kişi vardır. Modeli tasarlayan şirket vardır. Modelin eğitildiği devasa görsel veri havuzu vardır. Veri setlerinin kültürel kalıpları vardır. Algoritmanın neyi “tipik savaş görüntüsü”, neyi “acı”, neyi “kahraman”, neyi “mağdur”, neyi “tehdit” olarak görselleştirdiğini belirleyen istatistiksel örüntüler vardır.

Bu nedenle bir yapay zeka görüntüsüne baktığımızda aslında görünmez bir editoryal heyete de bakıyoruz.

Üstelik bu heyetin üyelerinin çoğunu tanımıyoruz.

Burada mesele yalnızca dezenformasyon değildir. Tartışmayı “gerçek görüntü mü, sahte görüntü mü?” ikiliğine indirgemek konunun asıl büyüklüğünü kaçırır. Daha temel soru şudur: Görüntü haberin anlamını nasıl kuruyor?

Bir çocuğun enkaz karşısında tek başına gösterildiği yapay zeka üretimi sahne ile yıkılmış binaların yukarıdan gösterildiği başka bir sahne aynı olayı anlatmaz. İlkinde duygusal yakınlık vardır. İkincisinde mekansal yıkım ön plana çıkar. Birinde seyirci acıyla özdeşleşir, diğerinde felaketin ölçeğini görür. Aynı veriler kullanılsa dahi görüntünün kompozisyonu, ışığı, yüz ifadeleri ve kamera açısı haberin duygusal gramerini değiştirir.

Böylece yapay zeka yalnızca resmi üretmez.

Haberi nasıl hissettiğimizi de üretmeye başlar.

Abidi ve Snoussi’nin çalışmasının işaret ettiği önemli alanlardan biri de bu duygusal aracılıktır. Araştırmacılar üretken görsel yapay zekanın savaş gazeteciliğinde temsil, iletişim ve duygusal aracılık bakımından yeni epistemik ve etik problemler meydana getirdiğini vurguluyorlar. 

Gazeteciliğin önümüzdeki yıllardaki en önemli etik mücadelelerinden biri tam olarak burada yaşanacak.

Çünkü yapay zeka görüntüsünün tehlikesi her zaman kötü yapılmış olması değildir.

Tam tersine, bazen fazla iyi yapılmış olmasıdır.

Gerçek görüntünün bulanıklığı, kötü ışığı, yanlış kadrajı ve teknik kusurları vardır. Gerçek hayat kompozisyon kurmaz. Patlayan bir binanın önünde ışık yönetmeni bulunmaz. İnsanların yüzleri dramatik anlatının estetik ihtiyaçlarına göre yerleştirilmez. Yapay zekaysa görsel kültürümüzün yüzyıllar boyunca oluşturduğu estetik kodları bir anda sahneye taşıyabilir. Sonuç, gerçeğin kendisinden daha dramatik görünen bir “gerçeklik” olabilir.

Bu noktadan sonra izleyicinin problemi sahte olanı gerçekten ayırmaktan daha zor hale gelir.

Gerçek olan, yapay olan kadar etkileyici görünmeyebilir.

Bu ihtimal gazetecilik açısından son derece ciddi bir kırılmadır.

Çünkü medya tarihinde ilk kez gerçekle rekabet eden şey yalnızca propaganda veya kurmaca değildir. Gerçekle rekabet eden, gerçeğin estetik olarak optimize edilmiş versiyonudur.

Bu nedenle geleceğin medya okuryazarlığı bize yalnızca “Bu fotoğraf gerçek mi?” sorusunu sordurmamalıdır.

Daha zor sorular öğrenmeliyiz:

Bu görüntüyü kim üretti?

Hangi amaçla üretti?

Hangi veri setlerinin görsel kültürünü taşıyor?

Neden bu kadraj tercih edildi?

Neden bu insan merkezde?

Neden karanlık bir gökyüzü kullanıldı?

Neden çocuğun yüzü bize dönük?

Ve en önemlisi: Bu görüntü bize neyi göstermekten çok neyi hissettirmeye çalışıyor?

Gazetecilik bundan sonra yapay zekayı kullanacak mı diye tartışmak bana göre artık geç kalmış bir sorudur. Kullanacaktır. Hatta kullanmaktadır. Asıl mesele kullanımın hangi şeffaflık rejimi içinde gerçekleşeceğidir.

Bir haber kuruluşu yapay zeka üretimi görsel kullandığında bunu açıkça belirtmelidir. Görselin gerçek bir olayı temsil eden sembolik üretim mi olduğu, gerçek fotoğraflardan türetilip türetilmediği veya tamamen sentetik biçimde oluşturulup oluşturulmadığı okuyucudan gizlenmemelidir. Çünkü gazeteciliğin temel sermayesi teknoloji değildir.

Güvendir.

Güven bir kez aşındığında en gelişmiş yapay zeka modeli bile gazeteciliği kurtaramaz.

Belki de önümüzdeki dönemin esas meselesi makinelerin görüntü üretme kapasitesi olmayacak. İnsanların görüntülere inanma kapasitesinin ne kadar dayanacağı olacak.

Abidi ve Snoussi’nin çalışması bu yüzden yalnızca Gazze ya da Al Jazeera üzerine yapılmış sınırlı bir vaka incelemesi olarak okunmamalı. Daha büyük bir dönüşümün işaretlerinden biri olarak okunmalı. Çünkü üretken yapay zeka haber odasına girdiği anda yalnızca üretim teknolojisi değişmiyor.

“Tanıklık” kavramı değişiyor.

Kamera bir zamanlar “orada bulunmuş olmanın” teknolojisiydi.

Yapay zeka ise “orada bulunmadan gösterebilmenin” teknolojisi haline geliyor.

Gazeteciliğin önündeki gerçek sınav da burada başlayacak:

Görmediğimiz bir savaşın görüntüsünü artık makineler üretebiliyorsa, gerçeğin sorumluluğunu kim taşıyacak?

Kaynak makale: Abidi, S. & Snoussi, T. (2026). Functional Subjectivity in Generative Visual Artificial Intelligence: Insights from Al Jazeera’s Coverage of the Gaza War. In AI and the Convergence of Global Multimedia. IGI Global.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Dr. Ferhat ATİK yazıları