Devlet Tiyatroları’nda 9 perdelik şahane bir oyun

Yayın Tarihi: 03/10/26 07:30
okuma süresi: 10 dak.

Kuzey Kıbrıs’ta bazı binaların temelinde demir, çimento ve beton vardır. Bazılarının temelinde ise açıklama.
Lefkoşa’daki Devlet Tiyatroları binası ikinci gruba giriyor.

Şimdi bakın ne anlatacağım!

KKTC Devlet Tiyatrosyu 27 Şubat 1999’da yandı.
O tarihte doğan bir çocuk bugün yirmi yedi yaşında. İlkokula başladı, ortaokulu bitirdi, üniversiteye gitti, mezun oldu, işe başladı, evlendi, çocuk sahibi oldu. Çocuğunu tiyatroya götürmek istese, devletimiz hâlâ binayla meşgul.
Ama haksızlık etmeyelim.
Biz tiyatroyu yapamadık belki, fakat tiyatro hakkında konuşmayı hiç bırakmadık.
Hatta bu konuda dünya çapında bir performans sergiledik.
Perde yoktu, sahne yoktu, koltuk yoktu ama oyuncu çoktu.

1999’da yangın çıktı. Bina yandı ve Lefkoşa’nın ortasında yıllarca öylece kaldı. Normal bir ülkede bundan sonra şöyle bir süreç beklersiniz: Hasar tespit edilir, proje hazırlanır, bütçe bulunur, ihale yapılır, bina tamamlanır, kurdele kesilir.
Biz biraz daha sanatsal çalıştık.
Önce bekledik.
Sonra biraz daha bekledik.
Ardından bekleme konusunda önemli mesafe kaydettik.

ilk 10 yıl boyunca gelen giden poklitikacılardan bazıları hep biz yapacağız dedi.
Peki yapıldı mı? Hayır.

Ve 2009’da iş artık sözden de ileri gitti.
Ferdi Sabit Soyer hükümeti döneminde Türkiye ile KKTC arasındaki ekonomik ve mali işbirliği programına çok açık bir kalem konuldu: “KKTC Devlet Tiyatrosu Binasının Yapımı.”
Yanına da rakam yazıldı: 1 milyon 400 bin TL.
Bakınız, bu kez her şey vardı. Devlet vardı. Tiyatro vardı. Bina vardı. “Yapım” kelimesi vardı. Hatta para bile vardı.
Peki ne yoktu?
Ortada bir bina yoktu.

Bu ayrıntı önemli; çünkü Devlet Tiyatroları meselesinin yalnızca “kaynak bulunamadı” diye açıklanabilecek bir hikaye olmadığını gösteriyor. Daha 2009’da bina için resmen kaynak ayrılmıştı. Buna rağmen o tiyatro yapılmadı.
Böylece yangının onuncu yılında fevkalade bir başarıya ulaşmış olduk:
Tiyatronun sahnesi yoktu ama bütçede tiyatro binası vardı.
Kağıt üzerinde bina yapmıştık.
Seyirci açısından küçük, bürokrasi açısından büyük bir ilerleme.
Sonra 2011 yılı geldi.
Dönemin Turizm, Çevre ve Kültür Bakanı Kemal Dürüst de ortada bir Devlet Tiyatrosu salonu bulunmadığını kabul ediyor, bu kez eski Vakıflar Sineması’nın tiyatro salonuna dönüştürülmesi üzerinde duruyordu.
Yani yangından on iki yıl sonra çözüm arayışımız şöyle bir noktaya ulaşmıştı: Yanan tiyatronun yerine tiyatro yapamadık; bari eski sinemayı tiyatro yapalım.
Ardından dönemin Başbakanı merhum İrsen Küçük döneminde konu yeniden gündeme geldi ve bu kez Lefkoşa Belediyesi’nin yürüttüğü tiyatro projesinin Devlet Tiyatroları'nın ihtiyacına da cevap verebileceği düşüncesi ortaya çıktı. (Bu arada Lefkoşa Belediye Tiyatrosu'nun binası da yapılmadı ya o ayrı tiyatro.)

Derken dönemin Başbakanı merhum İrsen Küçük, Devlet Tiyatroları binasının yeniden yapılması konusunu gündeme getirdi. Kültür ve sanat adına güzel sözler söylendi. Umutlandı memleket. Vatandaş doğal olarak düşündü: “Tamamdır, yapılıyor.”
Yapılmadı.
Ama açıklama yapılmıştı. Kuzey Kıbrıs kamu yönetiminde bazen açıklama ile icraat arasındaki mesafe birkaç metre değil, birkaç hükümettir. Yıllar geçti.
2018’e geldik.
Bu defa Başbakan Tufan Erhürman döneminde Devlet Tiyatroları yeniden gündemdeydi. Yeni bina, kültür, sanat, tiyatronun önemi…
Memleket yine umutlandı. “TAMAM,” dedik, “bu kez oluyor.”
Olmadı.
Fakat artık elimizde önemli bir kültürel miras vardı: Devlet Tiyatroları binasının kendisi yoktu ama yapılacağına ilişkin açıklamaların arşivi giderek büyüyordu.
2019 geldi.
Hükümet bu kez daha ileri bir aşamaya geçti. Yeni Devlet Tiyatrosu binasının yapılmasına ilişkin çalışmaların başlatıldığı açıklandı. Dikkatinizi rica ederim. “Başlatılacaktır” değil. “Başlatıldı.” Türkçede kuvvetli bir fiildir. İnsana güven verir.
Bir an gözünüzün önüne iş makineleri, ustalar, demirler, beton mikserleri geliyor.
Sonra Lefkoşa’dan geçiyorsunuz. Bina yine orada.
Daha doğrusu yokluğu orada.
2020’ye geldiğimizde hikâye nihayet somutlaşmaya başladı. İhale süreci, proje, temel derken gerçekten inşaat aşamasına geçildi. Ve büyük haber geldi: Devlet Tiyatroları 2021’de tamamlanacaktı. İşte bizim hikâyemizin en güzel yerlerinden biri burasıdır.
 
Ne kadar masum bir yılmış.
O günlerde binanın 2021’de tamamlanacağını düşünen vatandaş bugün bu yazıyı 2026’da okuyor.
Aradan beş yıl geçti. Bina hâlâ açılmadı.
Burada tiyatro sanatının hakkını teslim etmek gerekiyor. Samuel Beckett yaşasaydı “Godot’yu Beklerken”i belki de Lefkoşa’da yazardı. Vladimir ile Estragon bir ağacın altında Godot’yu beklemezdi.
Devlet Tiyatroları’nın önünde açılışı beklerdi.
Biri sorardı: “Bu yıl açılacak mı?”
Diğeri cevap verirdi: “Öyle dediler.”
“Geçen yıl da öyle demişlerdi.”
“Demek ki bu yıl daha kesin.”
Sonra perde kapanırdı.
Gerçi perdeyi asacak bina henüz tamamlanmadığı için o da kapanamazdı.

İnşaat başladıktan sonra işler yine bizim coğrafyanın kendine özgü ritmine döndü. İlk etap yapıldı. Ardından süreç yavaşladı. Bir noktada inşaat yaklaşık iki yıl boyunca neredeyse yerinde saydı.
Böylece Kuzey Kıbrıs kültür tarihine yeni bir sanat dalı kazandırdık: Yarım bina enstalasyonu.
Lefkoşa’nın ortasında dev bir çağdaş sanat eseri.
Adı: “Bekleyiş.”
Malzeme: Beton, demir ve siyasi demeç.
Sanatçı: Muhtelif hükümetler.
Yapım yılı: 1999–?
Fakat hikâye burada bitmedi.
2024’te ikinci etap yeniden hareketlendi ve tamamlandı. Ardından üçüncü ve dördüncü etaplar gündeme geldi. İhaleler, itirazlar, değerlendirmeler…
Tiyatro binasının kendisi tiyatroya dönüştü.

Birinci perde: Yangın
İkinci perde: Yeniden yapacağız
Üçüncü perde: Projeyi hazırlıyoruz
Dördüncü perde: İhaleye çıkıyoruz
Beşinci perde: Temeli atıyoruz
Altıncı perde: İnşaat duruyor
Yedinci perde: İnşaat yeniden başlıyor
Sekizinci perde: Yeni açılış tarihi açıklanıyor
Dokuzuncu perde: Açılışı bekliyoruz

2026 Ocak ayında son etaplara ilişkin sözleşmeler imzalandı. Artık işin sonuna yaklaşıldığı söylendi.
Ve bu kez önümüze yeni bir tarih konuldu: Temmuz 2026.
Temmuz geldi.
Temmuz gitti.
Ağustos geldi.
O da gitti.
Eylül geldi.
O da geçti.
Ekim'deyiz

Biz hâlâ tiyatronun açılışını değil, tiyatronun ne zaman açılacağını konuşuyoruz.
Turizm, Kültür, Gençlik ve Çevre Bakanı Fikri Ataoğlu da Eylül 2026’da “27 yıllık özlem sona eriyor” dedi.
İnşallah.
Fakat bu memlekette Devlet Tiyatroları konusunda kullanılan gelecek zaman kiplerine artık biraz temkinli yaklaşmak gerekiyor. Çünkü bu bina bize mimariden çok dilbilgisi öğretti.

Yapacağız.
Başlatacağız.
Tamamlayacağız.
Kazandıracağız.
Açacağız.

Fiiller hep gelecek zamanda.
Bina ise uzun yıllar geçmiş zamanda kaldı.
Mesele aslında yalnızca bir tiyatro binası değil.
Mesele devletin hafızasıdır.
Bir başbakan gider, diğeri gelir. Bir bakan gider, başka bir bakan gelir. Hükümet değişir. Proje yeniden anlatılır. Mikrofonların önüne geçilir ve cümle genellikle aynı yerden kurulur:
“Kültür ve sanata verdiğimiz önem…”
İşte orada insan ister istemez gülümsüyor.
Çünkü kültür ve sanata verdiğimiz önemi ölçmek için artık konuşmalara ihtiyacımız yok.
Lefkoşa’da kocaman bir ölçü aletimiz var.
Yirmi yedi yıllık.

Bir devletin kültüre verdiği değer yalnızca festivallerde yapılan konuşmalarla, sanatçının omzuna dokunmakla, Dünya Tiyatro Günü’nde yayımlanan mesajlarla ölçülmez.
Bazen tek bir bina yeter.
1999’da yanmış bir tiyatroyu 2026’da hâlâ konuşuyorsanız mesele artık inşaat değildir.
Mesele zamanla kurduğunuz ilişkidir.

Belki de bütün hikâyenin en güzel ironisi burada.
Biz yıllarca “Devlet Tiyatroları binası ne zaman bitecek?” diye sorduk.
Meğer asıl tiyatro zaten oynanıyormuş.
Başrollerde hükümetler.
Dekorda yarım bir bina.
Her birkaç yılda bir değişen oyuncu kadrosu.
Metin aşağı yukarı aynı: “Çalışmalarımız devam ediyor.”
Ve yirmi yedi yıldır değişmeyen tek seyirci: Kıbrıs Türk halkı.
Bilet de almadık.
Ama sağ olsunlar, oyunu hiç kaçırmadık.
Şimdi dileğimiz şu: Bu defa gerçekten bitsin.
Çünkü yirmi yedi yıldır süren bir oyunun artık finalini görmeyi hak ediyoruz.
Hem belki bina açıldığında ilk temsil için yeni bir oyun yazmaya da gerek kalmaz.
Devlet Tiyatroları’nın kendi hikâyesini sahneye koyarlar.

Adı da hazır: “Yapıyoruz.”
Türü: Absürt komedi.
Süre: 27 yıl.
Perde: Hâlâ açık.

Şimdi tüm bunların ardından 2 not:
1. Bu işi tamamlayan bize başardık demesin lütfen.
2. Hükümetler de bir daha "kültür sanata önem veriyoruz" demesin.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Dr. Ferhat ATİK yazıları