Eğitimin amacı öğrencileri korkutmak değil, onları hayata hazırlamaktır.
Geçtiğimiz gün Özgür Gazete’de ve bazı velilerin sosyal medyasında karşılaştığımız haberler karşısında nutkumuz tutuldu. Kamuoyuna yansıyan haber şuydu: Lefkoşa Türk Maarif Koleji’nde 12 yaşındaki 7. sınıf öğrencilerinin gördüğü Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinde cenazelerin nasıl yıkandığı, nasıl kefenlendiği ve toprağa nasıl verildiği ayrıntılarıyla anlatıldı (Kaynak: Özgür Gazete, 3 Ekim 2026).
Velilerin aktardığına göre çocuklar ağlamaya başladı ve on bir öğrenci sınıfı terk etti. Dersin anlatımı buna rağmen sürdü. Bu durumun eğitim açısından ne kadar sakıncalı olduğunu anlamak için eğitimci olmaya gerek yok. Bir çocuğun ağladığı yerde durmayı bilmek, mesleğin değil insanlığın gereğidir.
Bir Dersin Konusu Bu Değil! Olmamalı
En temelde, bir derste ne anlatılacağına öğretmen tek başına karar vermez. Her dersin bir program içeriği ve bu içeriğe göre de kazanımları vardır. Kazanımlar, belli yaş grubundaki öğrencinin neyi, hangi düzeyde öğrenmesi gerektiğini tanımlar. Öğretmenin sınıftaki özgürlüğü dersi yönetmek veya öğretim yöntemlerini öğrencilerin hazır bulunuşluk durumlarına göre esnetebilmektir. İçerik değil.“Burası eğlence dünyası, asıl gerçek dünya öbür tarafta” cümlesi bir öğretim kazanımı değildir. Öğretmenin kendi kişisel anlatısını taşır. Ve bir öğretmen sınıfa kendi inancını, korkusunu ya da dünya görüşünü taşıdığı anda artık öğretmez, telkin eder, bunun adı endoktrinasyondur.
Öğrenci Neyi Taşıyabilir?
İkinci mesele eğitim içeriğinin çocuğun gelişimsel sürecine uygunluk ilkesidir. On iki yaş, somut düşünceden soyut düşünceye geçişin tam eşiğidir. Çocuk ölümü kavrayabilir, ancak kavramak ile duygusal olarak düzenleyebilmeyi henüz yapamayabilir. Bu dönemdeki çocuk, karşılaştığı ağır içeriği henüz zihninde işleyemez ama içinde taşır. Üstelik bazı velilerden aktarılanlara göre o sınıfta yakın zamanda sevdiklerini kaybetmiş çocukların olduğu ifade edilmiştir. Öğretmen, sınıfındaki çocukların yaşam durumlarını gözeterek içeriğini düzenler ve düzenlemelidir. Bir çocuğun durumunu bilmeden ona ölümü anlatmak, yarayı yeniden açmaktır. Bir eğitimci bunu eğer pedagojik eğitim almışsa bilmek zorundadır.
Öğretmen Ne Zaman Durur?
Bir öğretmenin en temel becerisi sınıfı ve öğrenciyi okuyabilmektir. Öğrencilerin yüzündeki değişimi, sessizliği, coşkuyu ya da gözyaşını okuyabilmektir… Bunların hepsi bir geri bildirimdir. İyi bir öğretmen o geri bildirimi alır ve dersin yönünü ona göre değiştirir. Çocukların sınıfı terk etmesi, bir disiplin sorunu değil bir geri bildirimdir. Ve dersin anlatımının buna rağmen sürmüş olması, oradaki kişinin yetkinlik durumunun olmadığını gösterir. Korku üzerinden kurulan hiçbir öğretim kalıcı değildir. Kaygı öğrenmeyi kolaylaştırmaz, bloke eder.
Peki Kim Denetliyor?
Öğretmenler hangi pedagojik uyum sürecinden geçmektedir? Ve dersler hangi ölçütle, kim tarafından denetlenmektedir? Daha önce de yazmıştım: Bir okulda yaşanan sorunlar öğretmenin iyi niyetiyle çözülmez, sistemli bir müdahale gerekir. Denetlenmeyen hiçbir alanda nitelik kendiliğinden oluşmaz.
Bir şey daha var, ağlayarak eve giden o çocukları ertesi gün okulda kim karşıladı? Ya da bu gibi durumlarda sorumlu öğretmen sayısı yeterli miydi? Geçen hafta basına yansıyan bir diğer konu, bu ülkede yaklaşık 850 öğrenciye bir rehber öğretmen düştüğü yönündeydi. Sorunun cevabı maalesef ortada.
Eğitimin amacı çocuğa ölümü öğretmek değil, onu hayata hazırlamaktır.
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.