Rüyalar güzeldir, sabahlar başka
7 Aralık sabahı uyanacağız. Sandıklar kapanmış, oylar sayılmış olacak. Büyük ihtimalle yeni bir hükümet, belki de yeni bir siyasi denge bulacağız.
Merak ettiğim şu: Eğitimde neler değişecek?
Uçuş Modundaki Vaatler
Ülkenin ekonomisi içler acısı ama seçim dönemi geldiğinde sanki Hollywood sahnesindeyiz. Her aday çıkıyor, partisinin icraatlarını anlatıyor. Bazıları gerçekten ayakları yere basan şeyler söylüyor. Bazıları ise adeta uçuş modunda, finans kaynağının ne olduğu belli değil, yükseldikçe yükselen, inişe geçmeyen vaatler sıralıyor.
Biri sabah her çocuğa süt dağıtacağını söylüyor, bir diğeri yeni okullar yapacağını, bir başkası akran zorbalığını tümden bitireceğini.
Ama dikkat edin, okul binası yapacağını söyleyen, o binanın içine koyacağı öğretmeni konuşmuyor. Akran zorbalığını ortadan kaldıracağını söyleyen, rehber öğretmeni var mı diye sormuyor. Herkes kendi afişine sığan kadarını anlatıyor. Oysa eğitim parça parça satılan bir şey değildir, bir sistemdir.
Vaat mi, Politika mı?
Vaat başka şeydir, politika başka şey.
Bir vaat cümledir. Bir politika ise hedef, gösterge, takvim, bütçe ve sorumlu kurum demektir. Gelişmiş demokrasilerde seçim bildirgeleri bağımsız kurumlar tarafından maliyetlendirilir. “Bu vaadin yıllık maliyeti şu kadardır, kaynağı şuradan gelecektir” diye kamuoyuna açıklanır. Seçmen de buna bakar…
Bizde ise vaat, maliyeti sorulmadığı sürece sınırsızdır. Sorulmadığı için de ucuzdur. Bol kepçeden dağıtılır.
Bir başka mesele daha var. Eğitim politikası seçim takvimiyle değil, kuşak takvimiyle çalışır. Bir program değişikliğinin sonucunu sekiz on yıl sonra görürsünüz. Oysa bizde bakan değişince politika da değişiyor, bazen yarım kalmış bir reform bir sonraki dönemde tümden rafa kalkıyor. Eğitimin en büyük düşmanı kötü politika değil, süreksizliktir.
Peki Gerçek Nedir?
Gelin somuta inelim.
Öğretmen açığı var. Sınavı kazanmış ama ataması yapılmamış öğretmenler var. Konteyner sınıflar, bitmeyen inşaatlar var. Rehber öğretmen eksikliği var; sendikaların verilerine göre ilköğretimde yaklaşık 850 öğrenciye bir psikolojik danışman düşüyor ve bu yıl açılan münhal sayısı bir. Grevler var, boş geçen dersler var. Akran zorbalığı var, şiddet var.
Bunların hepsi gerçek. Hepsi ölçülebilir. Hepsi kayıt altında.
Şimdi bazı adaylar çıkıp bütün bunların ortadan kalkacağını söylüyor. Ben buna sevinirim. Ama sevinmeden önce sorarım. Nereden başlayacaksınız? Hangi bütçeyle? Hangi takvimle?
Ölçme ve değerlendirme alanında çalışan biri olarak şunu söyleyebilirim: Ölçmediğimiz hiçbir şeyi yönetemeyiz. Bir sorunun büyüklüğünü sayıyla ortaya koymadan çözüm vaat etmek, teşhis koymadan ilaç yazmaktır.
Uzman mı, Makam mı?
Bu ülkede alanında gerçekten yetkin insanlar var. Eğitimi bilen, sahayı tanıyan insanlar. Ama çoğu zaman şunu görüyoruz. Siyasete giren kişi alanını değiştirmek için değil, bir makama ulaşmak için giriyor. Hatta bazen kendi isteğiyle bile değil, itilerek.
Eğitimin siyasetin aracı haline gelmesi, eğitim bilimlerinin en çok uyardığı risklerden biridir. Çünkü bir kurum, kendi uzmanlık alanının dışındaki gerekçelerle yönetilmeye başladığı anda, hizmet ettiği kitleyi değil kendisini yöneteni korur.
Halkın partilere güvensizliği de buradan besleniyor. Çünkü insanlar görüyor.
Bunları söylerken herkesi aynı kefeye koyduğum sanılmasın. Bu adada hakkını vererek çalışan, makam için değil memleket için mücadele eden insanlar da var. Sahada yıllarını vermiş, kimse izlemezken de işini düzgün yapmış, bedelini ödemeyi göze almış insanlar. Onları tanıyoruz, biliyoruz. Umalım 7 Aralık sabahı söz onlarda olsun
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.