Bir halkın valizine sığdırılan acı

Yayın Tarihi: 31/05/26 09:45
okuma süresi: 4 dak.

Tarihler bazen sadece takvim yapraklarında kalmaz. Bazı tarihler vardır ki bir halkın hafızasına kazınır, nesilden nesile taşınır ve aradan geçen onlarca yıla rağmen ilk günkü kadar can yakar. 18 Mayıs 1944 de işte böyle bir tarihtir.

O gece Kırım’da insanlar savaşın yorgunluğunu yaşamıyordu sadece; aynı zamanda insanlığın en ağır sınavlarından biriyle karşı karşıya kalıyordu. Henüz gün doğmamıştı. Evlerin kapıları çalınmadı; kırıldı. İnsanlara vedalaşmaları için bile yeterli zaman verilmedi. Birkaç dakikaya sığdırılmaya çalışılan bir ömür, aceleyle toplanan birkaç eşya ve geride bırakılan bir vatan…

Sonra trenler hareket etti.

O trenlerde yalnız insanlar taşınmıyordu. Bir halkın çocukluğu, hatıraları, mezarları, türküleri ve geleceği de taşınıyordu. Günlerce süren yolculuk boyunca susuzluk, açlık ve hastalık binlerce canı aldı. Kimi anneler kaybettikleri bebeklerini son kez bağırlarına basabilmek için günlerce sessizce taşıdı. Çünkü bazen bir annenin yüreği, ölümün bile kabul edemeyeceği kadar büyüktür.

Bu trajedinin en acı taraflarından biri ise sürgün edilenlerin çoğunun suçsuz olmasıydı. Hatta birçok Kırım Tatarı, o günlerde cephede Nazi Almanyası’na karşı savaşan askerlerdi. Bir yanda vatan için can veren evlatlar, diğer yanda “hain” damgası vurulan aileler… Tarihin en ağır çelişkilerinden biri belki de buydu.

Ancak sürgün sadece insanları yerinden etmekle sınırlı kalmadı. Bir halkın hafızası da hedef alındı. Köy isimleri değiştirildi. Camiler susturuldu. Mezarlıklar yok edildi. Haritalardan silinen isimlerle birlikte hatıraların da silineceği düşünüldü. Çünkü zalimler çoğu zaman sadece insanlardan değil, onların hatırlanmasından da korkarlar.

Fakat tarih bize başka bir şey öğretiyor.

Bir halkın evini yıkabilirsiniz ama aidiyetini yok edemezsiniz. Bir dili yasaklayabilirsiniz ama onu annelerin ninnilerinden silemezsiniz. Bir mezarı ortadan kaldırabilirsiniz ama hatırayı öldüremezsiniz.

Bugün Kırım Tatarlarının hikâyesi yalnızca bir sürgünün hikâyesi değildir. Aynı zamanda insan ruhunun direncinin hikâyesidir. Acıya rağmen ayakta kalmanın, sürgüne rağmen kimliğini korumanın ve nefrete rağmen insanlığını kaybetmemenin hikâyesidir.

Bu nedenle 18 Mayıs’ı anmak, geçmişin yaralarını kaşımak değildir. Tam tersine, benzer acıların bir daha yaşanmaması için hafızayı canlı tutmaktır. Çünkü unutulan trajediler tekrar eder; hatırlananlar ise insanlığa ders olur.

Kırım Tatarlarının yaşadığı acıyı anarken, dünyanın neresinde olursa olsun sürgün edilen, yurdundan koparılan, dili ve kültürü yok edilmek istenen tüm insanları da hatırlamalıyız. Acının milliyeti yoktur. Gözyaşının dini, dili ve bayrağı olmaz.

Barışın gerçek anlamı da burada saklıdır: Başkasının acısını kendi acımız kadar hissedebilmekte.

18 Mayıs 1944’ün karanlığı bugün hâlâ hafızalarda yaşıyor olabilir. Ama onu anmanın amacı öfkeyi büyütmek değil, insanlığı büyütmektir. Çünkü adalet, intikamla değil; hakikatin cesurca hatırlanmasıyla güçlenir.

Ve bazı halklar vardır ki ne kadar uzaklara sürülürse sürülsün, kalpleri hep evlerine döner.

Kırım’ın yolu da her zaman hatıradan geçmiştir.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Dr. Ferhat ATİK yazıları